Açık akciğer ameliyatı (torakotomi), göğüs duvarının cerrahi kesi ile açılarak akciğer dokusuna doğrudan ulaşılan invaziv bir cerrahi yöntemdir. Bu işlem; akciğer tümörleri, ileri enfeksiyonlar, travmatik yaralanmalar ve bazı yapısal akciğer hastalıklarının tedavisinde uygulanır ve genel anestezi altında gerçekleştirilir.
Açık akciğer ameliyatı nasıl yapılır sürecinde, kaburgalar arasından yapılan kesi ile toraks boşluğuna girilir ve cerrahi müdahale planlanan bölgeye doğrudan erişim sağlanır. Gerekli durumlarda lobektomi, pnömonektomi veya biyopsi işlemleri uygulanır ve operasyon sonunda dren yerleştirilerek akciğerin yeniden genişlemesi desteklenir.
Torakotomi sonrası iyileşme süreci hastanın genel sağlık durumuna ve yapılan işlemin kapsamına göre değişiklik gösterir. Ameliyat sonrası dönemde ağrı kontrolü, solunum egzersizleri ve enfeksiyon riskinin azaltılması büyük önem taşır. Hastanede yatış süresi genellikle birkaç gün ile bir hafta arasında planlanır.
Açık akciğer ameliyatı riskleri arasında kanama, enfeksiyon, hava kaçağı ve solunum komplikasyonları yer alır. Cerrahi öncesinde ayrıntılı değerlendirme yapılması, uygun hasta seçimi ve deneyimli cerrahi ekip tarafından müdahale edilmesi komplikasyon oranlarını azaltır ve tedavi başarısını artırır.
Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) nedir ve vücudumuzda hangi bölgeyi ilgilendirir?
Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) konusunu kavrayabilmek için öncelikle göğüs kafesinin yapısına yakından bakmak gerekir. İnsan göğüs kafesi, kalbi ve akciğerleri dış etkenlerden koruyan, kemiklerden ve güçlü kaslardan örülmüş kusursuz bir zırh gibidir. Bu zırhın içinde, her nefes alışımızda bir körük gibi şişen ve inen akciğerlerimiz bulunur. Akciğerlerin dış yüzeyi ve göğüs kafesinin iç yüzeyi, “plevra” adı verilen ince ve kaygan bir zarla kaplıdır. Bu iki zarın arasında negatif bir basınç, yani doğal bir vakum ortamı vardır. Bu vakum sayesinde akciğerler göğüs duvarına tutunur ve nefes alıp verme işlemi sorunsuz gerçekleşir.
Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) işte tam bu korunaklı bölgeye, yani göğüs boşluğuna (toraks) dışarıdan güvenli bir kapı açma işlemidir. Bu kapı genellikle kaburgaların arasından açılır. Kaburgalar esnek yapıları sayesinde özel aletlerle nazikçe aralandığında, cerraha içerideki tüm organları net bir şekilde görebileceği geniş bir çalışma alanı sunar. Bu geniş alan, cerrahın içerideki akciğer dokusunu, kalbe giden büyük damarları, nefes borusunu ve lenf bezlerini hem gözüyle görmesini hem de elleriyle hissederek dokunmasını sağlar. Kapalı ameliyatlarda kullanılan kameralar sadece iki boyutlu veya kısıtlı bir üç boyutlu görüş sağlarken, açık yöntemde dokunma duyusu da işin içine girer. Bir dokunun ne kadar sert olduğu, bir tümörün damara ne kadar sıkı yapıştığı veya dokunun esnekliği ancak cerrahın doğrudan teması ile anlaşılabilir. Bu nedenle göğüs boşluğunun anatomisi ve içerdiği hayati organların karmaşıklığı göz önüne alındığında, bu doğrudan erişim yöntemi vazgeçilmez bir tıbbi gerekliliktir.
Hangi hastalıklarda açık akciğer ameliyatı (torakotomi) tek ve en güvenli seçenek haline gelir?
Bir hastalığın teşhisi veya tedavisi planlanırken, yöntemin açık mı yoksa kapalı mı olacağına karar vermek büyük bir titizlik gerektirir. Açık akciğer ameliyatı (torakotomi), bazı özel ve zorlu hastalıklarda hastanın sağlığına kavuşabilmesi için tek ve en güvenilir yol olarak öne çıkar. Bu durumların başında hiç şüphesiz akciğer kanserinin cerrahi tedavisi gelmektedir. Akciğerdeki tümörlü dokunun vücuttan tamamen, geride hiçbir hastalıklı hücre bırakmayacak şekilde temizlenmesi hayati bir zorunluluktur.
Göğüs cerrahisinde hastalıklı bölgenin çıkarılması için uygulanan temel işlemler şunlardır:
- Lobektomi
- Pnömonektomi
- Segmentektomi
- Kama rezeksiyonu
Bu işlemlerin hangisinin uygulanacağı, hastalığın yaygınlığına göre belirlenir. Ancak açık ameliyatı zorunlu kılan asıl faktör, tümörün boyutudur. Çapı 7 ila 10 santimetreyi aşan büyük kitlelerin veya akciğerin sınırlarını aşıp göğüs duvarına, kaburgalara ya da diyafram kasına yapışmış olan tümörlerin kapalı yöntemlerle çıkarılması teknik olarak imkansız veya çok risklidir. Büyük bir tümör, açılan küçük bir delikten dışarı çıkarılamaz. Üstelik bu tür saldırgan tümörler çevre dokulara sıkıca tutunduğu için, cerrahın bu yapışıklıkları görerek ve hissederek ayırması gerekir.
Bunun yanı sıra tümörün kalbe giden ana kan damarlarını veya ana nefes borusunu sardığı durumlarda çok ince bir terzilik işçiliği gerekir. Hastalıklı kısmın kesilip, kalan sağlıklı nefes borusu uçlarının milimetrik hassasiyetle birbirine dikilmesi işlemi kapalı yöntemlerle son derece zordur. Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) sayesinde cerrah, bu damarları ve hava yollarını elleriyle güvence altına alarak, en karmaşık dikiş işlemlerini büyük bir güvenlik içinde gerçekleştirir. Bazen de ameliyata kapalı yöntemle başlanır ancak içeride geçmişte geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı olarak çok şiddetli yapışıklıklar tespit edilir veya aniden kontrol edilmesi güç bir kanama başlar. Böyle anlarda hastanın hayatını riske atmamak için saniyeler içinde açık ameliyata geçiş yapılır. Bu duruma tıpta “konversiyon” adı verilir ve açık cerrahinin her zaman hazırda bekleyen en büyük güvenlik ağı olduğunu kanıtlar.
Acil durumlarda ve kazalarda açık akciğer ameliyatı (torakotomi) neden hayat kurtarıcı bir müdahaledir?
Günlük hayatta hiç beklenmedik anlarda karşılaşılan ağır travmalar, trafik kazaları, yüksek bir yerden düşmeler veya ateşli silah yaralanmaları göğüs bölgesinde ölümcül hasarlara yol açabilir. Bu tür acil durumlarda hastane acil servisine getirilen bir kişi için saniyeler bile büyük önem taşır. Eğer içeride durdurulamayan devasa bir kanama varsa veya kalbin etrafındaki zarın içi kanla dolup kalbi sıkıştırarak çalışmasını engelliyorsa (kardiyak tamponad), hastanın hayatını kurtarmanın tek yolu göğüs kafesini hızla açmaktır.
Göğüs boşluğunda biriken kanı veya havayı dışarı atmak için hastaya takılan göğüs tüpünden aniden çok yüksek miktarda kan gelmesi, içerideki ana damarlardan birinin parçalandığının kesin kanıtıdır. Böyle bir tabloda hastayı detaylı filmler çekmek için saatlerce bekletmek veya kapalı ameliyat için hazırlık yapmak hastanın kaybıyla sonuçlanabilir. Acil olarak gerçekleştirilen açık akciğer ameliyatı (torakotomi) ile cerrah doğrudan kanayan bölgeye ulaşır, kanamayı elleriyle veya aletlerle baskı uygulayarak durdurur ve yırtılan damarı onarır.
Ayrıca nefes borusunda veya büyük bronşlarda meydana gelen geniş yırtıklar, hastanın aldığı havanın akciğere değil doğrudan göğüs boşluğuna dolmasına neden olur. Yemek borusunun delinmesi veya göğüs boşluğu ile karın boşluğunu ayıran diyafram kasının kazanın şiddetiyle yırtılarak karın içindeki organların göğse dolması gibi son derece dramatik durumlarda da anatomik yapıyı hızla eski haline getirmek gerekir. Bazen acil serviste kalbi duran bir hastaya dışarıdan yapılan kalp masajı yeterli olmaz; göğüs kafesi hızla açılarak kalbe doğrudan elle masaj yapılması ve kalbin içindeki yırtıkların dikilmesi gerekebilir. Tüm bu ölüm kalım savaşlarında açık akciğer ameliyatı (torakotomi), yaşama tutunmak için en hızlı ve en etkili müdahaledir.
Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) öncesinde hastalar fizyolojik ve psikolojik olarak nasıl hazırlanır?
Başarılı ve sorunsuz bir açık akciğer ameliyatı (torakotomi), hasta henüz ameliyathane kapısından içeri girmeden haftalar önce başlar. Göğüs kafesinin açılması ve akciğerin bir kısmının alınması, insan vücudu için oldukça büyük bir fizyolojik strestir. Hastanın ameliyat sonrasında yaşayacağı akciğer dokusu kaybına uyum sağlayabilmesi ve nekahat dönemini sorunsuz atlatabilmesi için vücudunun bu maratona hazır olması gerekir. Bu nedenle hastalar çok kapsamlı bir değerlendirmeden geçirilir.
Ameliyat öncesi dönemde istenen başlıca hazırlık ve test aşamaları şunlardır:
- Solunum fonksiyon testleri
- Kan tetkikleri
- Elektrokardiyografi
- Karbonmonoksit difüzyon testleri
- Efor kapasitesi ölçümleri
Bu testlerin merkezinde solunum fonksiyon testleri yer alır. Hastanın özel bir cihaza derin nefes alıp hızla üflemesiyle yapılan bu ölçümlerde, akciğerin toplam hava kapasitesi ve havayı dışarı atma gücü rakamsal olarak hesaplanır. Eğer bu değerler beklenenin altındaysa, hastanın ameliyat sonrasında solunum cihazından ayrılmakta zorlanabileceği öngörülür. Ancak sadece rakamlara bakılarak karar verilmez; hastanın günlük hayattaki enerjisi, örneğin kaç kat merdiveni durmadan çıkabildiği de son derece önemli bir göstergedir. Bunun yanında kalbin bu büyük ameliyatın yükünü kaldırıp kaldıramayacağı kardiyoloji uzmanları tarafından detaylıca incelenir.
İşin fizyolojik boyutu kadar psikolojik hazırlık ve yaşam tarzı değişiklikleri de büyük önem taşır. Ameliyat kararı alındığı an hastanın yapması gereken ilk ve en önemli şey sigarayı tamamen hayatından çıkarmaktır. Sigaranın bırakılması, hava yollarını temizleyen küçük tüycüklerin yeniden canlanmasını sağlar; bu da ameliyat sonrasında hastanın balgamını çok daha rahat atmasına yardımcı olur. Hastalara ameliyattan haftalar önce nefes egzersizi cihazları (triflo) verilir ve ciğerlerini bir balon gibi şişirip esnetmeleri istenir. Psikolojik olarak ise hastanın ve ailesinin ameliyat süreci, yoğun bakımda uyanma anı ve sonrasındaki ağrı yönetimi hakkında detaylıca bilgilendirilmesi, bilinmezlikten kaynaklanan o büyük korkuyu ve kaygıyı ciddi oranda azaltır. Hastanın doktoruna ve ekibe duyduğu güven, iyileşme sürecini hızlandıran en güçlü ilaçlardan biridir.
Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) sırasında uygulanan anestezi ve “tek akciğer ventilasyonu” nasıl çalışır?
Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) süreçlerinin arkasındaki en büyüleyici ama pek bilinmeyen detay, anestezi ekibinin sergilediği üstün başarıdır. Göğüs kafesi açıldığında cerrahın güvenle çalışabilmesi, tümörleri temizleyebilmesi ve incecik damarlara dikiş atabilmesi için o taraftaki akciğerin tamamen hareketsiz ve sönük kalması gerekir. Eğer akciğer nefes almaya devam edip sürekli şişip inseydi, içeride güvenli bir cerrahi işlem yapmak imkansız hale gelirdi. Ancak hasta genel anestezi altındayken vücudun oksijensiz kalmaması da şarttır. İşte bu noktada “Tek Akciğer Ventilasyonu” adı verilen inanılmaz bir tıbbi teknik devreye girer.
Tek akciğer ventilasyonunu sağlamak için kullanılan temel anestezi ekipmanları şunlardır:
- Çift lümenli tüpler
- Bronşiyal blokerler
- Fiberoptik bronkoskoplar
- Kan gazı analiz cihazları
- Hassas anestezi ventilatörleri
Bu işlemin kalbinde, içine yerleştirilen ve iki ayrı kanalı olan özel nefes borusu tüpleri (çift lümenli tüpler) bulunur. Anestezi uzmanı, ucunda minik bir kamera olan fiberoptik bir cihaz yardımıyla bu tüpü hastanın nefes borusuna yerleştirir ve milimetrik olarak tam iki akciğerin ayrılma noktasına oturtur. Bu sayede sağ ve sol akciğerin hava yolları birbirinden tamamen bağımsız hale gelir. Ameliyat başladığında anestezi doktoru bir düğmeye basarak ameliyat edilecek akciğere giden havayı keser. O akciğer tıpkı havası inen bir balon gibi sönerek göğüs boşluğunda küçücük bir yer kaplar ve cerraha kocaman, hareketsiz bir çalışma alanı bırakır.
Bu sırada hastanın tüm oksijen ihtiyacı diğer sağlam akciğer üzerinden karşılanır. Ancak bu durum vücut için hiç de kolay değildir. Kalp, kan pompalamaya devam eder ve kanın bir kısmı hala o sönük olan hava almayan akciğere gider. Oraya giden kan oksijenlenemeden geri döndüğü için hastanın kanındaki genel oksijen seviyesi düşme eğilimi gösterir. Anestezi ekibi ameliyat boyunca her birkaç dakikada bir hastanın kan gazı değerlerini ölçer, sağlam akciğere verilen havanın basıncını ayarlar ve gerekirse o sönük akciğere çok hafif, sadece oksijenlenmeyi sağlayacak kadar minik bir oksijen desteği vererek dengeyi korur. Bu kusursuz uyum sayesinde saatlerce süren ameliyatlar güvenle tamamlanır.
Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) sırasında kullanılan cerrahi kesi teknikleri nelerdir?
Hastanın hastalığının türüne, tümörün yerleşim yerine veya travmanın şekline göre açık akciğer ameliyatı (torakotomi) için göğüs kafesine giriş yolu değişiklik gösterir. Cerrah, ameliyat öncesi çekilen filmleri bir mimar gibi inceler ve hastaya en az zararı verecek, ancak içerideki soruna en iyi şekilde ulaşmasını sağlayacak kapıyı seçer. Bu kesi teknikleri, yapıldıkları bölgeye ve altındaki kas dokularına göre isimlendirilir.
Göğüs cerrahisinde en sık başvurulan başlıca kesi teknikleri şunlardır:
- Posterolateral torakotomi
- Anterolateral torakotomi
- Aksiller torakotomi
- Kas koruyucu torakotomi
- Median sternotomi
Bunlar arasında akciğer ameliyatlarının temel taşı sayılan yöntem “Posterolateral Torakotomi”dir. Bu teknikte hasta ameliyat masasına sağlam tarafının üzerine, yan olarak yatırılır. Kesi, hastanın sırtından, kürek kemiğinin biraz altından başlar ve koltuk altı hizasına doğru kaburgaların kavisini takip ederek uzanır. Bu bölgeden girilmesi, cerraha akciğerin en tepe noktasından en alt diyafram zarına kadar tüm göğüs boşluğunu net bir şekilde görme imkanı tanır. Eskiden bu kesi yapılırken sırttaki o büyük, güçlü kasların kesilmesi gerekirdi. Ancak günümüzde “kas koruyucu” yaklaşımlar sayesinde bu kaslar kesilmeden bütünlüğü korunarak özel aletlerle sadece kenara çekilmekte, böylece hastanın ameliyat sonrasında kolunu ve omzunu çok daha rahat kullanması sağlanmaktadır.
Diğer yöntemlerden biri olan “Anterolateral Torakotomi”, göğsün daha ön kısmından yapılır. Özellikle kalbe ve büyük damarlara acil ulaşılması gereken kazalarda ve travmalarda hayat kurtarıcıdır. “Aksiller Torakotomi” ise doğrudan koltuk altından yapılan, dışarıdan bakıldığında izi çok az belli olan küçük bir kesidir. Daha çok akciğer sönmesi gibi daha sınırlı işlemlerde tercih edilir. Eğer her iki akciğerde birden sorun varsa veya kitle iman tahtası denilen kemiğin tam arkasındaysa, göğüs kemiğinin ortadan ikiye ayrıldığı “Median Sternotomi” yöntemi kullanılır. Hangi yöntem seçilirse seçilsin, kaburgaların arasından içeri girilirken alt kaburganın hemen altından geçen hassas sinirlere ve damarlara zarar vermemek için inanılmaz bir dikkat ve özen gösterilir.
Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) sırasında akciğer dokusu çıkarıldıktan sonra geride kalan boşluk ve damarlar nasıl kapatılır?
Ameliyatın en hassas ve tecrübe gerektiren aşaması, hastalıklı akciğer dokusunun çıkarılmasının ardından içeride kalan damarların ve hava yollarının güvenli bir şekilde kapatılmasıdır. Akciğer, içinde sürekli bir hava sirkülasyonunun olduğu ve kalpten doğrudan pompalanan kanın büyük bir hızla dolaştığı devasa bir tesisat gibidir. İçerideki tümörü çıkardıktan sonra kesilen ana damarların ve nefes borularının sızdırmaz bir şekilde kapatılması, ameliyat sonrasında içeride kanama veya hava kaçağı olmaması için kritik bir adımdır.
Bu kapatma işlemleri sırasında cerrahlar temelde iki yöntem kullanırlar:
- Mekanik stapler cihazları
- Manuel dikiş teknikleri
Günümüz modern tıbbında bu işlemlerin çoğu için “stapler” adı verilen, ileri teknoloji ürünü akıllı tıbbi zımba cihazları kullanılır. Bu cihazlar, dokuyu güvenli bir şekilde sıkıştırır, milimetrik bir bıçakla keser ve aynı saniye içinde her iki tarafa üçer sıra titanyum zımba atarak dokuyu kusursuz bir şekilde diker. Özellikle ana damarların ve geniş hava yollarının kapatılmasında stapler kullanımı, işlem süresini dakikalardan saniyelere indirir ve insan elinin yapabileceğinden çok daha eşit, sızdırmaz bir dikiş hattı oluşturur.
Ancak teknolojinin her yere ulaşamadığı durumlar vardır. Bazen tümör damara çok yakın olur veya nefes borusu cihazın ağzına sığmayacak kadar kalındır. İşte o anlarda cerrah geleneksel manuel dikiş yöntemine, yani el becerisine güvenir. Özel emilebilir dikiş ipleri kullanılarak, nefes borusunun o kıkırdaklı ve sert yapısı büyük bir ustalıkla birbirine yaklaştırılır ve hava sızdırmayacak şekilde dikilir. Ameliyatın sonunda göğüs kafesi kapatılırken de kaburgalar bir araya getirilir. Eskiden kaburgaları bağlayan dikişler sinirleri sıkıştırdığı için çok ağrı yapardı. Şimdi ise dikişler kaburga kemiğinin içine açılan küçük deliklerden geçirilerek sinirlerin tamamen korunması sağlanır. Bu da iyileşme dönemindeki konforu inanılmaz derecede artırır.
Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) sonrasında hastanın ağrı yönetimi nasıl planlanır?
İnsan vücudunun anatomik yapısı gereği, kaburgaların sürekli hareket halinde olması ve bu bölgedeki sinir ağının çok yoğun olması nedeniyle açık akciğer ameliyatı (torakotomi) sonrasında ciddi bir ağrı hissedilmesi beklenen bir durumdur. Nefes aldıkça, konuştukça veya öksürdükçe kaburgaların hareket etmesi, ameliyat bölgesindeki kasları gerebilir. Ancak modern tıbbın gelişmiş ağrı yönetimi stratejileri sayesinde, hastaların bu süreci büyük acılar çekmeden, oldukça konforlu bir şekilde atlatmaları sağlanmaktadır. Hastanın ağrısız bir şekilde derin nefes alabilmesi ve öksürerek balgamını çıkarabilmesi, iyileşmenin en temel kuralıdır.
Ameliyat sonrasında hastanın ağrısını dindirmek için uygulanan yöntemler şunlardır:
- Torasik epidural analjezi
- Paravertebral sinir blokları
- Hasta kontrollü analjezi pompaları
- Damar içi çoklu ağrı kesiciler
- Kaburga altı sinir uyuşturma iğneleri
Bu yöntemler arasında en başarılı ve altın standart olarak kabul edileni “Torasik Epidural Analjezi”dir. Anestezi uzmanı ameliyattan hemen önce, hastanın sırtından omuriliğin hemen dışındaki o güvenli boşluğa (epidural alan) saç teli inceliğinde esnek bir kateter yerleştirir. Bu incecik hortumdan ameliyat sonrasında günlerce, doğrudan ağrıyı ileten sinirlerin çıkış noktasına sürekli uyuşturucu ilaç verilir. Bunu, bir evin sadece belirli bir odasının elektriğini kesmek gibi düşünebiliriz; hasta tamamen uyanıktır, yürüyebilir, konuşabilir ama göğüs bölgesinde hiçbir ağrı hissetmez.
Epidural yöntemin uygulanamadığı durumlarda “Hasta Kontrollü Analjezi” (PCA) devreye girer. Hastanın eline bir buton verilir. Cihazın içine doktorlar tarafından güvenli dozda ayarlanan çok güçlü ağrı kesiciler konur. Hasta ağrısı başladığını hissettiği an bu butona basar ve cihaz damar yolundan tam da ihtiyacı olan ilacı gönderir. Bu sistem, hastanın kendi ağrısını kendisinin yönetmesine imkan vererek büyük bir psikolojik rahatlama da sağlar. Tüm bu yöntemler tek bir ilaçla değil birbirinin etkisini güçlendiren farklı ilaçların bir arada kullanıldığı “multimodal” bir yaklaşımla uygulanır. Böylece hastanın aylar sonra bile o bölgede kronik bir ağrı hissetmesinin (PTPS) önüne geçilmiş olur.
Açık akciğer ameliyatı (torakotomi) sonrası iyileşme, drenaj ve taburculuk süreci nasıl ilerler?
Ameliyat bittikten sonra hasta uyanma odasına, oradan da yoğun bakıma veya doğrudan göğüs cerrahisi kliniğine alınır. Bu noktada hastanın dikkatini çeken ilk şey, göğsünden çıkan ve yatağın kenarındaki içi su dolu plastik bir kavanoza bağlanan bir veya iki adet şeffaf hortumdur. Bu hortumlara “göğüs tüpü” veya “dren” adı verilir. Bu tüpler, ameliyat sonrası iyileşmenin en önemli yardımcılarıdır ve içeride biriken fazla sızıntı sıvılarını, kanı veya akciğerden kaçabilecek havayı dışarı atmak için kullanılır. Aynı zamanda o kavanozdaki su seviyesi ve vakum sistemi sayesinde göğüs boşluğunun içindeki negatif basınç yeniden sağlanır ve kalan akciğer dokusunun şişerek o boşluğu doldurması kolaylaşır.
Hastanın hastaneden taburcu edilebilmesi için karşılanması gereken temel kriterler şunlardır:
- Göğüs tüpünden gelen sıvının iyice azalması
- Suyun içinde hava kaçağı kabarcıklarının bitmesi
- Çekilen akciğer grafisinde ciğerin tam açılmış olması
- Hastanın kendi başına rahatça yürüyebilmesi
- Evde ağızdan alınan haplarla ağrının kontrol edilebilmesi
İyileşme sürecinde hastanın sadece yatakta yatması kesinlikle istenmez. Aksine, ameliyattan sadece birkaç saat sonra hastanın hemşireler eşliğinde ayağa kalkıp koridorda yürümesi büyük önem taşır. Erken yürümek, bacaklarda pıhtı oluşmasını engeller ve bağırsakların yeniden çalışmasını sağlar. Hastaların en çok korktuğu şeylerden biri öksürmektir, çünkü öksürürken dikişlerin patlayacağı veya çok canlarının yanacağı hissine kapılırlar. Bu korkuyu yenmek için hastaya küçük bir kalp yastığı veya havlu verilir; öksürecekleri zaman bu yastığı göğüslerine sıkıca bastırarak dikiş bölgesine destek olmaları istenir. Bu basit yöntem ağrıyı inanılmaz derecede azaltır ve hastanın balgamını kolayca atmasını sağlar. Günde onlarca kez yapılan triflo (nefes egzersizi) çalışmaları da akciğerlerin en uç köşelerine kadar havalanmasını sağlayarak zatürre riskini ortadan kaldırır. Drenlerden gelen sıvı azalıp hava kaçağı bittiğinde, tüpler saniyeler süren acısız bir işlemle çekilir ve hasta evindeki normal yaşantısına uğurlanır. Evdeki ilk haftalarda yorucu işlerden kaçınmak, ağır kaldırmamak ve düzenli kısa yürüyüşler yapmak iyileşmenin kalıcı olmasını sağlayan altın kurallardır.
Sıkça Sorulan Sorular

Prof. Dr. Alper Fındıkcıoğlu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup göğüs cerrahisi ihtisasını Dr. Siyami Ersek Hastanesi’nde tamamlamıştır. Akademik kariyerine 2005 yılında Başkent Üniversitesi’nde başlamış; 2014’te doçent, 2022’de profesör unvanını almıştır. Akciğer kanseri, göğüs duvarı hastalıkları ve minimal invaziv cerrahi konularında geniş deneyime sahiptir. 2024 yılından itibaren mesleki çalışmalarını Acıbadem Hastanesi’nde sürdürmektedir.

