Akciğer hastalıkları, solunum sistemini etkileyerek oksijen alımını ve karbondioksit atılımını bozan, enfeksiyon, inflamasyon, genetik yatkınlık veya çevresel faktörler sonucu gelişebilen tıbbi rahatsızlıkların genel adıdır. Astım, KOAH, zatürre, bronşit ve akciğer kanseri en sık görülen akciğer hastalıkları arasında yer alır ve erken tanı solunum fonksiyonlarının korunmasında önemli rol oynar.
Kronik akciğer hastalıklarının belirtileri genellikle uzun süreli öksürük, nefes darlığı, balgam üretimi, göğüs sıkışması ve egzersiz kapasitesinde azalma şeklinde ortaya çıkar. Sigara kullanımı, hava kirliliği ve mesleki kimyasal maruziyetler bu hastalıkların gelişme riskini artırarak solunum yollarında kalıcı hasara yol açabilir.
Akciğer enfeksiyonlarına bağlı hastalıklar bakteri, virüs veya mantar kaynaklı mikroorganizmaların akciğer dokusunu etkilemesi sonucu gelişir. Zatürre ve akut bronşit gibi enfeksiyonlar ateş, titreme, balgamlı öksürük ve göğüs ağrısı ile kendini gösterebilir. Bağışıklık sistemi zayıf bireylerde hastalık daha ağır klinik tabloya ilerleyebilir.
Akciğer hastalıklarının tedavi yöntemleri hastalığın türüne, şiddetine ve hastanın genel sağlık durumuna göre planlanır. İlaç tedavisi, bronkodilatörler, antibiyotikler, inhaler kortikosteroidler ve oksijen desteği sık kullanılan yaklaşımlar arasındadır. Ayrıca sigaranın bırakılması, solunum rehabilitasyonu ve düzenli tıbbi takip tedavi başarısını artırır.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) | Kronik bronşit ve amfizem gibi durumları içerir. Solunum yollarında daralma ve hava hapsi oluşur. |
| KOAH Belirtileri | Nefes darlığı, kronik öksürük, balgam çıkarma, egzersiz sırasında zor nefes alma. |
| KOAH Tedavisi | Sigaranın bırakılması, bronkodilatör ilaçlar, inhaler kortikosteroidler, oksijen tedavisi, solunum rehabilitasyonu. |
| Astım | Akciğerlerdeki hava yollarının kronik inflamasyonu ile karakterize bir hastalıktır. Genellikle alerjik kökenlidir. |
| Astım Belirtileri | Hışıltılı solunum, nefes darlığı, göğüste sıkışma, öksürük (özellikle gece). |
| Astım Tedavisi | Tetikleyicilerden kaçınma, inhaler bronkodilatörler, inhaler kortikosteroidler, alerji tedavisi. |
| Pnömoni (Zatürre) | Akciğer dokusunun bakteri, virüs veya mantar kaynaklı enfeksiyonudur. |
| Pnömoni Belirtileri | Yüksek ateş, öksürük (bazen balgamlı), göğüs ağrısı, nefes darlığı, halsizlik. |
| Pnömoni Tedavisi | Nedene bağlı olarak antibiyotik, antiviral veya antifungal ilaçlar; destekleyici sıvı ve oksijen tedavisi. |
| Tüberküloz (Verem) | Mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu bulaşıcı bir akciğer hastalığıdır. |
| Tüberküloz Belirtileri | Uzun süren öksürük, gece terlemesi, kilo kaybı, kanlı balgam, halsizlik. |
| Tüberküloz Tedavisi | Uzun süreli antibiyotik tedavisi (genellikle 6 ay), izolasyon önlemleri. |
| Pulmoner Emboli | Akciğerdeki damarların pıhtı ile tıkanması durumudur; genellikle bacaklardaki derin ven trombozundan kaynaklanır. |
| Pulmoner Emboli Belirtileri | Ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, taşikardi, bayılma, öksürük. |
| Pulmoner Emboli Tedavisi | Antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaçlar, trombolitik tedavi (pıhtı eritici), ciddi vakalarda cerrahi müdahale. |
| Akciğer Kanseri | Akciğer dokusunda kontrolsüz hücre büyümesi ile ortaya çıkar; sigara başlıca risk faktörüdür. |
| Akciğer Kanseri Belirtileri | Sürekli öksürük, kanlı balgam, kilo kaybı, nefes darlığı, göğüs ağrısı. |
| Akciğer Kanseri Tedavisi | Cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler. |
| Pulmoner Fibrozis | Akciğer dokusunun kalınlaşması ve sertleşmesiyle seyreden, ilerleyici bir hastalıktır. |
| Pulmoner Fibrozis Belirtileri | Kuru öksürük, ilerleyici nefes darlığı, yorgunluk, parmaklarda çomaklaşma. |
| Pulmoner Fibrozis Tedavisi | Antifibrotik ilaçlar, oksijen desteği, akciğer nakli bazı ileri vakalarda gerekebilir. |
| Bronşektazi | Bronşların kalıcı olarak genişlemesi ve iltihaplanmasıdır; enfeksiyonlara yatkınlık oluşturur. |
| Bronşektazi Belirtileri | Kronik öksürük, balgam, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, nefes darlığı. |
| Bronşektazi Tedavisi | Solunum fizyoterapisi, antibiyotikler, bronkodilatörler, düzenli balgam temizliği. |
Akciğer Hastalıkları Nelerdir ve Genel Anatomik Yapısı Nasıldır?
Akciğerler, göğüs boşluğunun sağında ve solunda yer alan, süngerimsi bir yapıya sahip yaşamsal organlardır. Sağ akciğer üç büyük parçadan, yani lobdan oluşurken, sol akciğer kalbe yer açabilmek için iki lobdan meydana gelir. Nefes aldığımızda hava, soluk borusundan geçerek ana bronşlara, oradan da giderek küçülen hava yollarına dağılır. Bu harika sistemin herhangi bir noktasında meydana gelen tıkanıklıklar, iltihaplar, tümörler veya zarlarda biriken sıvılar çeşitli hastalıklara yol açar. Hastalıkların tedavisinde başarıyı getiren en önemli unsur, sorunun anatomik ağacın neresinde başladığını tespit etmektir. Göğüs cerrahisi, sadece akciğerin kendi dokusuyla değil aynı zamanda onu saran zarlarla, nefes almamızı sağlayan diyafram kasıyla, göğüs duvarını oluşturan kemiklerle ve kalbin etrafındaki boşlukta yer alan lenf bezleriyle de ilgilenir. Bu geniş çalışma alanı, hastaya bütüncül bir yaklaşımla tedavi sunmayı gerektirir.
Sık karşılaşılan bazı akciğer sorunları şunlardır:
- Akciğer kanserleri
- Akciğer sönmesi
- Akciğer zarı iltihabı
- Göğüs boşluğunda sıvı birikimi
- Hava yolu genişlemeleri
- İleri derece amfizem
Akciğer Kanseri Nedir ve Erken Evre Belirtileri Nelerdir?
Akciğer kanseri, solunum yollarını döşeyen hücrelerin genetik yapısının bozularak kontrolsüz bir şekilde çoğalması sonucu ortaya çıkar. Vücudun bağışıklık sistemi normal şartlarda bu bozuk hücreleri tanıyıp yok ederken, kanser hücreleri bir şekilde bu savunma mekanizmasından kaçmayı başarır ve zamanla büyüyerek kitleler, yani tümörler oluşturur. Kanser, kaynaklandığı hücrenin türüne göre küçük hücreli veya küçük hücreli olmayan şeklinde gruplara ayrılır. Hastalığın en sinsi tarafı, akciğer dokusunun içinde ağrı sinirlerinin bulunmamasıdır. Bu nedenle tümör çok büyüyüp zarlara, göğüs duvarına veya hava yollarına baskı yapana kadar kişi hiçbir ağrı hissetmeyebilir. Bu durum erken teşhisin önemini ve düzenli sağlık taramalarının gerekliliğini ortaya koyar. Hastalık ne kadar erken, yani henüz başka dokulara sıçramadan yakalanırsa, cerrahi müdahale ile tamamen temizlenme ve hastanın sağlığına kavuşma ihtimali o kadar yüksek olur.
Hastalığın erken dönemlerinde görülebilen bazı belirtiler şunlardır:
- Geçmeyen öksürük
- Kanlı balgam
- Nefes darlığı
- Göğüs ağrısı
- Ses kısıklığı
- İştah kaybı
Akciğer Kanseri Ameliyatlarında Kullanılan Kapalı Yöntemler Nelerdir?
Eskiden akciğer ameliyatları denildiğinde akla ilk gelen şey, göğüs kafesinin yan tarafından açılan çok büyük bir kesi ve ameliyatı yapabilmek için kaburgaların özel aletlerle birbirinden uzaklaştırılması işlemiydi. Torakotomi adı verilen bu geleneksel açık ameliyatlar, hastalar için oldukça ağrılı bir iyileşme süreci anlamına geliyordu. Ancak günümüzde Video Yardımlı Torakoskopik Cerrahi, kısaca VATS dediğimiz kapalı ameliyat yöntemleri standart hale gelmiştir. Bu yöntemde kaburgaların arasından sadece bir veya birkaç santimetrelik küçük delikler açılır. Bu deliklerin birinden göğüs boşluğunun içini yüksek çözünürlüklü olarak ekrana yansıtan ince, çubuk şeklinde bir kamera yerleştirilir. Diğer deliklerden ise cerrahi işlemleri gerçekleştirecek özel tasarımlı, ince ve uzun aletler gönderilir. Ekrana bakarak gerçekleştirilen bu ameliyatlarda kaburgalar esnetilmediği için kas ve sinir hasarı en aza iner. Hastalar ameliyattan sonra çok daha az ağrı hisseder, hastanede kalış süreleri kısalır ve normal hayatlarına dönmeleri haftalar yerine sadece günler alır.
Robotik Cerrahi ile Geleneksel Akciğer Ameliyatları Arasındaki Farklar Nelerdir?
Kapalı ameliyatların en üst noktası ise robotik cerrahidir. Da Vinci gibi gelişmiş sistemlerin kullanıldığı bu ameliyatlarda, cerrah hastanın başında değil ameliyathane içindeki özel bir konsolun başında oturur. Hastanın göğüs boşluğuna yerleştirilen robotik kollar, cerrahın parmak hareketlerini birebir ve kusursuz bir şekilde hastanın içindeki aletlere aktarır. Geleneksel kapalı ameliyatlarda kullanılan aletler düz bir çubuk gibidir ve manevra kabiliyetleri sınırlıdır. Oysa robotik kolların uçlarındaki mekanizmalar, insan bileğinin yapabileceği hareketlerden çok daha fazlasını yaparak 540 derece dönebilir. Kamera sistemi ise cerraha içeriyi üç boyutlu, derinlik hissi olan ve 15 kata kadar büyütülmüş bir şekilde gösterir. Bu sayede kalbin, büyük damarların ve hayati sinirlerin etrafındaki hastalıklı dokular, milimetrik bir hassasiyetle temizlenebilir.
Robotik cerrahinin sunduğu avantajlar aşağıdaki gibidir:
- Üç boyutlu görüntüleme
- Yüksek hareket kabiliyeti
- Titreme engelleme teknolojisi
- Düşük kanama riski
- Hızlı taburculuk
- Estetik iyileşme
Akciğerdeki Tümörün Boyutuna Göre Yapılan Ameliyat Çeşitleri Nelerdir?
Akciğerdeki tümörün cerrahi olarak çıkarılması işlemine rezeksiyon adı verilir. Çıkarılacak dokunun büyüklüğü, tamamen tümörün çapına, yerleşim yerine ve hastanın solunum kapasitesine göre özenle belirlenir. Hedef her zaman kanserli dokuyu geride hiçbir hastalıklı hücre bırakmayacak şekilde temizlerken, sağlıklı akciğer dokusunu da olabildiğince korumaktır. Eğer tümör nispeten büyükse ve akciğerin bir lobunun merkezine yakınsa, o lobun tamamının çıkarılması gerekir ki bu işleme lobektomi denir. Günümüzde en sık uygulanan standart yöntem budur. Ancak tümör çok daha küçükse ve henüz erken evrede yakalanmışsa, o zaman lobun tamamı yerine sadece tümörü barındıran daha küçük bir anatomik parça çıkarılır. Bu işleme ise segmentektomi adı verilir.
Ameliyat türlerini belirleyen kriterler şunlardır:
- Tümörün çapı
- Tümörün yerleşimi
- Lenf bezi tutulumu
- Hastanın yaşı
- Solunum fonksiyon testleri
Akciğer Hastalıkları İçin Doğru Tanı Yöntemleri Nelerdir?
Başarılı bir tedavinin en önemli adımı, hastalığın ne olduğunu ve vücutta ne kadar yayıldığını, yani evresini kesin olarak bilmektir. Göğüs boşluğunda, özellikle soluk borusunun çevresinde ve kalbin etrafında çok sayıda lenf bezi bulunur. Bu lenf bezleri, akciğerdeki hücrelerin sıvısını süzdükleri için adeta birer güvenlik noktası gibidirler. Akciğerdeki bir tümör yayılmaya başladığında genellikle ilk durağı bu lenf bezleri olur. Bu nedenle sadece akciğerin içindeki lekeyi görmek yetmez; bu lenf bezlerinin temiz olup olmadığını da hücre bazında kanıtlamak gerekir. Görüntüleme yöntemleri olan bilgisayarlı tomografi veya PET filmleri bize sadece şüpheli alanları gösterir. Kesin tanı için o şüpheli alanlardan bir parça veya hücre alıp mikroskop altında incelemek şarttır. İşte bu doku alma sürecinde cerrahların başvurduğu çok özel ve hassas yöntemler devreye girer.
Tanı aşamasında kullanılan testler şunlardır:
- Bilgisayarlı tomografi
- PET taraması
- Solunum fonksiyon testi
- Kan tahlilleri
- Balgam incelemesi
Mediastinoskopi ve EBUS Yöntemlerinin Farkları Nelerdir?
Lenf bezlerinden örnek almak için kullanılan iki temel yöntem vardır. Bunlardan ilki, uzun yıllardır altın standart olarak kabul edilen mediastinoskopi işlemidir. Bu işlem ameliyathane şartlarında, genel anestezi altında yapılır. Boynun alt kısmından açılan çok küçük bir kesiden, ışıklı ve kameralı bir boru ile soluk borusunun önüne doğru ilerlenir ve buradaki lenf bezlerinden doğrudan doku parçaları kesilerek alınır. Diğer modern yöntem ise EBUS, yani ultrason eşliğinde bronkoskopidir. Bu yöntemde herhangi bir yeri kesmeye gerek yoktur. Hastaya hafif bir sakinleştirici verilir ve ağız yolundan soluk borusuna, ucunda ultrason cihazı olan özel bir hortumla girilir. Ultrason sayesinde hava yollarının arkasında saklanan lenf bezleri görülür ve incecik bir iğne ile bu bezlerin içinden hücre çekilir.
İki yöntem arasındaki temel farklar şunlardır:
- Kesi varlığı
- Anestezi türü
- Alınan örnek tipi
- Ulaşılan bölgeler
Akciğer Zarı (Plevra) Hastalıkları Nelerdir?
Akciğerlerin dış yüzeyini ve göğüs kafesinin iç yüzeyini kaplayan, plevra adını verdiğimiz çok ince, parlak ve kaygan iki katmanlı bir zar yapısı vardır. Bu iki zar tabakasının arasında normalde sadece birkaç damla özel bir sıvı bulunur. Bu sıvı, biz nefes alıp verirken akciğerlerin göğüs kafesi içinde sürtünmeden, rahatça kaymasını sağlar. Aynı zamanda bu iki zar arasında negatif bir basınç, yani bir nevi vakum etkisi vardır. Bu vakum sayesinde göğüs kafesimiz genişlediğinde akciğerler de onu takip ederek genişler ve içlerine hava dolar. Ancak çeşitli hastalıklara veya travmalara bağlı olarak bu iki zarın arasına dışarıdan hava girerse veya içeride aşırı miktarda sıvı üretilip birikirse, o hassas vakum sistemi bozulur. Akciğer genişleyecek alan bulamaz ve büzüşmeye başlar. Bu durum hastada aniden gelişen şiddetli bir nefes darlığı, batma hissi ve göğüs ağrısı ile kendini gösterir.
Akciğer Sönmesi (Pnömotoraks) Neden Olur ve Belirtileri Nelerdir?
Akciğer sönmesi, tıbbi adıyla pnömotoraks, plevra zarları arasına aniden hava dolması durumudur. Düşünün ki havası inmiş bir balonun etrafındaki baskı yüzünden bir türlü şişememesi gibi, akciğer de göğüs boşluğunda sıkışıp kalır. Bu durum bazen şiddetli bir trafik kazası, yüksekten düşme veya kaburga kırılması gibi travmalar sonucu oluşabilir. Ancak çok daha ilginç olanı, hiçbir darbe almadan, tamamen kendiliğinden gelişen sönmelerdir. Akciğerin en tepe noktalarında, doğuştan var olan veya zamanla oluşan küçük, içi hava dolu baloncuklar bulunabilir. Bu ince zarlı baloncuklar bir gün aniden patladığında, akciğerin içindeki hava zarların arasına kaçar. Özellikle genç, uzun boylu, zayıf yapılı ve sigara içen kişilerde bu kendiliğinden patlamalara çok sık rastlanır. Hastalık hafifse sadece istirahat ve oksijenle düzelebilir. Ancak sönme miktarı fazlaysa, göğüs duvarından içeriye plastik bir tüp yerleştirilerek biriken havanın dışarı çekilmesi ve akciğerin tekrar şişirilmesi gerekir.
Pnömotoraks gelişiminde risk faktörleri şunlardır:
- Sigara kullanımı
- Uzun ve zayıf vücut yapısı
- Genç erkek cinsiyeti
- Amfizem hastalığı
- Göğüs travmaları
Akciğerde Sıvı Birikmesi (Plevral Efüzyon) Neden Olur?
Tıpkı havanın birikmesi gibi, bazen de bu iki zarın arasında litrelerce sıvı birikebilir. Buna plevral efüzyon adı verilir. Normalde zarlar tarafından günde az miktarda üretilen ve geri emilen sıvı dengesi bozulduğunda bu sorun ortaya çıkar. Vücutta sıvı birikiminin çok farklı nedenleri olabilir. Kalp yetmezliği olan bir hastada kanın yeterince iyi pompalanamaması sonucu sıvının zarlara sızması çok yaygın bir nedendir. Bunun dışında akciğer enfeksiyonları, zatürre, tüberküloz veya ne yazık ki akciğer kanseri ile diğer organlardan sıçrayan kanserler de bu boşlukta sıvı birikimine yol açar. Biriken sıvı tıpkı bir su yastığı gibi akciğere baskı yapar ve hastanın nefes almasını imkansız hale getirir. Tedavide öncelikle bu sıvının bir iğne veya tüp yardımıyla boşaltılması ve hastanın rahatlatılması hedeflenir. Eğer sıvı kanser kaynaklıysa ve sürekli tekrarlıyorsa, hastanın hayat kalitesini artırmak için zarların arasına talk pudrası gibi güvenli maddeler sıkılarak zarlar birbirine yapıştırılır.
Sıvı birikimine yol açan durumlar şunlardır:
- Kalp yetmezliği
- Akciğer kanseri
- Zatürre
- Tüberküloz
- Böbrek yetmezliği
Aşırı Terleme (Hiperhidrozis) Bir Göğüs Cerrahisi Hastalığı mıdır?
Toplumda pek bilinmese de ellerde, koltuk altlarında veya yüzde görülen ve kişinin hayatını zindana çeviren aşırı terleme sorunu, göğüs cerrahisinin başarıyla tedavi ettiği alanlardan biridir. Hiperhidrozis adı verilen bu durum sıcak havayla veya efor sarf etmekle ilgili doğal bir terleme değildir. Sorun tamamen vücudumuzun istemsiz çalışan sempatik sinir sistemindeki bir iletişim hatasından kaynaklanır. Sempatik sinirler adeta bozulmuş bir termostat gibi sürekli olarak ter bezlerine “terle” komutu gönderir. Bu hastalar sosyal ortamlarda tokalaşmaktan çekinir, kalem tutarken kağıtları ıslatır ve sürekli kıyafet değiştirmek zorunda kalırlar. Psikolojik sorunlara da yol açabilen bu durum basit kremler veya geçici iğnelerle çoğu zaman çözülemez. İşte bu noktada göğüs kafesinin içinden geçen ve ter bezlerini kontrol eden ana sinir hattına cerrahi olarak müdahale etmek kesin ve kalıcı bir çözüm sunar.
Kapalı Terleme Ameliyatı (ETS) Hangi Bölgelere Uygulanır?
Aşırı terlemenin kesin tedavisi olan Endoskopik Torakal Sempatektomi, yani kısaca ETS ameliyatı tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilen oldukça konforlu bir işlemdir. Hastalar genel anestezi altında uyurken, koltuk altlarından sadece bir santimetrelik minik bir delik açılır ve içeriye bir kamera ile girilir. Göğüs kafesinin arka duvarında, omurganın hemen yanında bir kablo gibi uzanan sempatik sinir zinciri bulunur. Cerrah bu zincir üzerinde terlemeye neden olan hedef bölgeyi bulur ve sinirin o kısmına titanyumdan yapılmış küçük klipler yerleştirerek sinyali keser. Klipsli yöntemin en güzel tarafı, ileride vücudun başka bir yerinde rahatsız edici boyutta telafi edici bir terleme başlarsa, kliplerin çıkarılıp işlemin geri çevrilme şansının olmasıdır. Ameliyatın sonuçları mucizevi derecede hızlıdır. Hasta daha ameliyat masasındayken, yıllardır su gibi terleyen elleri saniyeler içinde kurur ve ısınır.
Ameliyatın en başarılı olduğu bölgeler şunlardır:
- Avuç içleri
- Koltuk altları
- Yüz bölgesi
- Saçlı deri
Mediasten Bölgesi Hastalıkları ve Timus Tümörleri Nelerdir?
Göğüs kafesimizin ortasında, sağ ve sol akciğerlerin arasında kalan, içinde kalbi, büyük damarları, yemek borusunu ve soluk borusunu barındıran o çok kıymetli boşluğa mediasten adı verilir. Bu bölge adeta vücudun en işlek kavşağı gibidir ve burada ortaya çıkan kitleler veya tümörler hemen yanlarındaki hayati organlara baskı yapma riski taşırlar. Bu bölgenin en dikkat çeken yapılarından biri timus bezidir. Timus bezi, bağışıklık sistemimizin gelişmesinde rol oynayan ancak yetişkinlikte küçülerek işlevini büyük ölçüde yitiren bir organdır. Ancak bazen bu bezin hücreleri kontrolden çıkarak timoma adı verilen tümörlere dönüşür. İlginç bir şekilde bu tümörlere sahip olan birçok hastada aynı zamanda kaslarda ileri derece yorgunluk ve güçsüzlük yaratan nörolojik bir hastalık da görülür. Tedavide bu tümörlü timus bezinin tamamen çıkarılması gerekir. Günümüzde robotik cerrahi teknolojisi sayesinde, eskiden olduğu gibi iman tahtası kemiğini boydan boya kesmeye gerek kalmadan, sadece üç küçük delikten girilerek bu bez kusursuzca temizlenebilmektedir.
Mediasten bölgesinde sık görülen sorunlar şunlardır:
- Timus bezi tümörleri
- Lenfoma kitleleri
- Doğumsal kistler
- Guatrın göğüs boşluğuna uzanması
- Sinir kılıfı tümörleri
Göğüs Duvarı Şekil Bozuklukları Nelerdir?
Göğüs kafesimiz sadece iç organlarımızı koruyan sabit bir zırh değil nefes alıp vermemizi sağlayan esnek ve hareketli bir kemik-kıkırdak sistemidir. Ancak bazı çocuklarda doğuştan gelen genetik kodlamalar nedeniyle, özellikle kaburgaların iman tahtası kemiği ile birleştiği kıkırdak kısımlarında aşırı ve orantısız bir büyüme meydana gelir. Bu durum en çok boy atma döneminin yaşandığı ergenlik çağında belirginleşir. Kıkırdaklardaki bu anormal büyüme, göğüs kemiğinin şeklini bozarak iki temel deformiteye yol açar. Bu bozukluklar sadece estetik bir sorun olarak görülmemelidir. İleri dereceli vakalarda, içeriye doğru çöken veya dışarıya doğru aşırı çıkan kemik yapısı, hemen altındaki kalbe ve akciğerlere baskı yaparak onların tam kapasiteyle çalışmasını engeller. Bu hastalar yaşıtlarına göre çok daha çabuk yorulur, spor yaparken nefes nefese kalır ve göğüslerinde ağrı hissederler. Fiziksel sorunların yanı sıra özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde bedensel görünümden utanma ve içe kapanma gibi çok ciddi psikolojik travmalar da yaşanır.
En sık görülen deformite türleri şunlardır:
- Kunduracı göğsü
- Güvercin göğsü
- Asimetrik göğüs duvarı
Kunduracı Göğsü ve Güvercin Göğsü Tedavileri Nelerdir?
Pektus ekskavatum olarak bilinen kunduracı göğsü, göğüs kemiğinin içeriye, kalbe doğru çökük olması durumudur. Pektus karinatum olarak bilinen güvercin göğsü ise kemiğin dışarıya doğru çıkıntılı olmasıdır. Eskiden bu bozuklukları düzeltmek için göğüs kafesini tamamen açıp kıkırdakları keserek yeniden şekillendirmek gibi çok ağır ameliyatlar yapılırdı. Günümüzde ise bu yaklaşım tamamen değişmiştir. Kunduracı göğsü tedavisinde Nuss yöntemi adı verilen mucizevi bir kapalı ameliyat uygulanmaktadır. Göğüs kafesinin iki yanından açılan küçük deliklerden içeriye, hastanın vücuduna özel olarak bükülmüş çelik veya titanyum bir bar yerleştirilir. Bu bar, kemiğin tam arkasından geçirilerek kendi etrafında döndürülür ve göğüs kemiği adeta bir kriko yardımıyla anında dışarı doğru itilir. Kemik yapısının bu yeni pozisyonda kalıcı olarak sertleşmesi için barlar vücutta birkaç yıl bekletilir ve sonra basit bir işlemle çıkarılır. Güvercin göğsünde ise erken dönemde dışarıdan baskı uygulayan özel korseler çok işe yararken, ileri vakalarda yine barlarla yapılan kapalı düzeltme ameliyatları başarıyla uygulanmaktadır.
Kullanılan tedavi yöntemleri şunlardır:
- Nuss ameliyatı
- Abramson ameliyatı
- Vakum çanı tedavisi
- Ortez kullanımı
Diyafram Hastalıkları ve Fıtıkları Nelerdir?
Göğüs kafesimiz ile karın boşluğumuzu birbirinden ayıran, paraşüt şeklinde, yassı ve geniş kas tabakasına diyafram diyoruz. Nefes aldığımızda bu kas aşağı doğru kasılarak göğüs boşluğunu genişletir ve akciğerlere hava dolmasını sağlar. Hayati öneme sahip bu kasın çalışmasını sağlayan sinirler herhangi bir nedenle hasar görürse diyafram felci meydana gelir. Felç olan kas gevşer, karın içindeki organların baskısına dayanamaz ve göğüs boşluğuna doğru çadır gibi yükselerek akciğeri yukarıdan sıkıştırır. Bu durum hastada çok ciddi nefes darlığı yaratır. Bir diğer önemli diyafram sorunu ise fıtıklardır. Diyaframın üzerinde doğuştan var olan zayıf noktalardan veya geçirilen ağır trafik kazaları sonucu oluşan yırtıklardan, mide veya bağırsak gibi karın organları göğüs kafesinin içine kaçabilir. Her iki durumun da tedavisi cerrahidir. Felç durumunda gevşeyen kas katlanıp dikilerek gerginleştirilir, fıtık durumunda ise organlar yerine çekilip yırtık alan onarılır.
Sık görülen diyafram sorunları şunlardır:
- Diyafram felci
- Doğumsal fıtıklar
- Travmatik yırtıklar
- Diyafram tümörleri
Bronşektazi Hastalığı Nedir ve Cerrahi Tedavisi Nelerdir?
Akciğerin içindeki hava yollarının, yani bronşların tekrarlayan şiddetli enfeksiyonlar veya çocukluk çağında geçirilen ağır hastalıklar yüzünden kalıcı olarak harap olması, esnekliğini yitirmesi ve anormal şekilde genişlemesi durumuna bronşektazi denir. Genişleyen bu hava yolları artık kendini temizleyemez hale gelir. İçeride sürekli olarak balgam birikir, bu balgam bakteriler için harika bir üreme ortamı oluşturur ve hasta kısır bir döngü şeklinde sürekli ağır akciğer enfeksiyonları geçirir. Hastalar genellikle bol miktarda, kötü kokulu balgam çıkarmaktan ve ara ara ağızdan kan gelmesinden şikayet ederler. Tedavide öncelik her zaman güçlü ilaçlar, balgam sökücüler ve solunum egzersizleri ile durumu kontrol altında tutmaktır. Ancak hastalık akciğerin sadece belirli bir bölgesine hapsolmuşsa ve ilaçlara rağmen hastanın hayat kalitesi sürekli hastaneye yatmayı gerektirecek kadar bozulmuşsa, o harabeye dönmüş akciğer parçasının cerrahi olarak vücuttan çıkarılması hastaya tam şifa sağlar.
Ameliyat gerektiren durumlar şunlardır:
- Hastalığın tek bölgede olması
- Sık tekrarlayan zatürre
- Durdurulamayan kanamalar
- Apse oluşumu
- İlaç tedavisinin yetersiz kalması
KOAH ve İleri Amfizem Hastaları İçin Cerrahi Çözümler Nelerdir?
Toplumda çok sık görülen KOAH ve amfizem hastalıklarının temelinde, akciğerin en uç noktasındaki hava keseciklerinin esnekliğini kaybederek patlaması ve birleşerek devasa, işe yaramaz hava boşluklarına dönüşmesi yatar. Tıpkı esnekliğini yitirmiş eski bir paket lastiği gibi, bu alanlar içine dolan havayı dışarı atamaz. Göğüs kafesinin içi sürekli şişkin kalır, bu da diyaframı düzleştirir ve hastanın nefes almasını imkansız hale getirir. İleri düzey amfizem hastaları için geliştirilen çok özel bir cerrahi yöntem vardır: Akciğer hacim azaltıcı cerrahi. Bu ameliyatta mantık çok basittir; madem bu devasa şişkin alanlar hiçbir işe yaramıyor ve sağlam akciğer dokusunu da eziyor, o zaman bu hastalıklı alanları kesip çıkaralım. İşlevsiz kısımlar çıkarıldığında göğüs kafesinin içindeki basınç anında düşer, diyafram kası rahatlar ve köşeye sıkışmış olan sağlam akciğer dokusu açılarak görevini yapmaya başlar.
Bu cerrahinin sağladığı faydalar şunlardır:
- Solunum kapasitesinin artması
- Egzersiz toleransının gelişmesi
- Diyafram fonksiyonunun düzelmesi
- Yaşam kalitesinin yükselmesi
Sıkça sorulan sorular

Prof. Dr. Alper Fındıkcıoğlu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup göğüs cerrahisi ihtisasını Dr. Siyami Ersek Hastanesi’nde tamamlamıştır. Akademik kariyerine 2005 yılında Başkent Üniversitesi’nde başlamış; 2014’te doçent, 2022’de profesör unvanını almıştır. Akciğer kanseri, göğüs duvarı hastalıkları ve minimal invaziv cerrahi konularında geniş deneyime sahiptir. 2024 yılından itibaren mesleki çalışmalarını Acıbadem Hastanesi’nde sürdürmektedir.

