Göğüs ağrısı; kalp, akciğer, kas-iskelet sistemi, sindirim sistemi ve psikojenik nedenlere bağlı olarak gelişebilen, hafif rahatsızlıktan hayati risk oluşturan tablolara kadar değişebilen bir klinik belirtidir. Ağrının süresi, şiddeti, yayılımı ve eşlik eden bulgular altta yatan nedenin belirlenmesinde temel kriterdir.
Kardiyak kaynaklı göğüs ağrısı, çoğunlukla koroner arter hastalığı ve miyokard enfarktüsü ile ilişkilidir ve baskı tarzında, kola, boyna veya çeneye yayılabilen bir karakter gösterir. Eforla artış, nefes darlığı ve terleme gibi eşlik eden semptomlar acil tıbbi değerlendirme gerektiren ciddi durumlara işaret edebilir.
Kas-iskelet sistemi kaynaklı göğüs ağrısı, genellikle hareketle artan ve lokal hassasiyetle belirginleşen bir tablo oluşturur. Travma, kas zorlanması ve kostokondrit sık görülen nedenler arasındadır. Bu tür ağrılar çoğunlukla pozisyon değişikliğiyle artar veya azalır ve sistemik bulgular eşlik etmez.
Göğüs ağrısının tedavisi, altta yatan nedene göre planlanır ve kardiyak durumlarda acil müdahale, kas-iskelet sistemi problemlerinde antiinflamatuvar tedavi ve istirahat ön plandadır. Reflüye bağlı ağrılarda asit baskılayıcı tedaviler uygulanır ve riskli olgularda ileri tetkik ile multidisipliner yaklaşım esastır.
Göğüs ağrısı neden olur ve hangi organlardan kaynaklanır?
Vücudumuzun üst kısmında yer alan bu bölgeyi sadece kalbin evi olarak düşünmemek gerekir. Göğüs kafesi, dinamik bir yapıdır; her nefes alışımızda genişleyen, her verişimizde daralan, sürekli hareket halinde olan bir mekanizmadır. Bu hareketli yapının içinde veya duvarlarında meydana gelen her türlü hasar, iltihaplanma veya sıkışma ağrı reseptörlerini uyarır.
Genel olarak baktığımızda, göğüs ağrısının kaynağı olabilecek organlar ve dokular oldukça çeşitlidir. Bazen basit bir soğuk algınlığına bağlı kas tutulması, bazen de çok daha ciddi cerrahi müdahale gerektiren bir tümör bu ağrının sebebi olabilir. Göğüs cerrahisi olarak bizim ilgi alanımız daha çok akciğerler, plevra dediğimiz akciğer zarı, göğüs duvarı (kaburgalar ve kaslar), diyafram ve iki akciğer arasındaki boşluk olan mediastendir. Bu bölgelerdeki sinir uçları, oluşan bir hasarı beyne ağrı sinyali olarak gönderir.
Bu bölgedeki ağrıların yaygın sebepleri şunlardır:
- Akciğer zarı iltihabı
- Akciğer sönmesi
- Zatürre
- Kaburga kırıkları
- Kas ezilmeleri
- Reflü hastalığı
- Yemek borusu spazmları
- Zona hastalığı
- Panik atak
- Akciğer embolisi
Kalp krizi ağrısı ile akciğer kaynaklı göğüs ağrısı nasıl ayırt edilir?
Hastalarımızın en çok merak ettiği ve en çok korktuğu konu budur. Kalp krizi hayati bir risktir ve dakikalar içinde müdahale gerektirir. Ancak akciğer veya göğüs duvarı kaynaklı ağrılar da son derece şiddetli olabilir ve hastayı “kalbim sıkışıyor” hissine sürükleyebilir. Bu iki durumu birbirinden ayırmak için ağrının karakterine, yani “nasıl hissettirdiğine” odaklanmak gerekir.
Kalp kaynaklı ağrılar, genellikle göğsün tam ortasında, iman tahtasının arkasında hissedilen, çok geniş bir alana yayılan bir sıkışma hissidir. Hastalar bunu genellikle “göğsüme bir fil oturdu” veya “bir mengene ile sıkıştırılıyor” şeklinde tarif ederler. Bu ağrı eforla, yani yürümekle, merdiven çıkmakla artar ve dinlenince hafifler.
Bizim alanımız olan akciğer ve akciğer zarı kaynaklı ağrılar ise “plevritik ağrı” olarak adlandırılır. Bu ağrı türü çok daha keskindir. Bıçak saplanır gibi, batıcı ve ani giren bir ağrıdır. En önemli ayırt edici özelliği ise solunumla ilişkili olmasıdır. Hasta derin nefes aldığında, öksürdüğünde, hapşırdığında veya güldüğünde ağrı şiddetlenir. Çünkü nefes aldığımızda akciğer zarları hareket eder ve birbirine sürter; eğer orada bir sorun varsa bu sürtünme şiddetli bir batma hissi yaratır. Bu yüzden akciğer kaynaklı ağrısı olan hastalar derin nefes almaktan kaçınır, kısa ve yüzeysel nefesler alarak o bölgeyi hareketsiz tutmaya çalışırlar.
Kalp dışı göğüs ağrısının özellikleri şunlardır:
- Batıcı karakter
- Nefesle artış
- Öksürükle tetiklenme
- Noktasal hassasiyet
- Hareketle değişim
- Sırta vurma
- Yanma hissi
Akciğer sönmesi (Pnömotoraks) neden şiddetli göğüs ağrısı yapar?
Halk arasında “akciğer sönmesi” olarak bilinen pnömotoraks, göğüs cerrahisi kliniklerinde en sık karşılaştığımız, ani ve şiddetli ağrı yapan durumlardan biridir. Normal şartlarda akciğerlerimiz, göğüs kafesinin içinde negatif bir basınçla, adeta bir vakum etkisiyle göğüs duvarına yapışık durur. Bu sayede göğüs kafesi genişlediğinde akciğer de onunla birlikte genişler ve nefes alırız.
Pnömotoraks durumunda, akciğerin yüzeyindeki küçük bir hava kabarcığı patlar veya dışarıdan gelen bir darbe ile akciğer zarı delinir. Bu delikten sızan hava, akciğer ile göğüs duvarı arasındaki o vakumlu boşluğa dolar. Havanın oraya dolmasıyla vakum etkisi bozulur ve akciğer, sönmüş bir balon gibi büzüşerek kendi içine çöker.
İşte bu olay meydana geldiği anda hasta çok keskin, bıçak saplanır tarzda ani bir ağrı hisseder. Bu ağrı o kadar şiddetlidir ki kişi yaptığı işi bırakmak zorunda kalır. Genellikle bu durum genç, zayıf, uzun boylu ve sigara içen erkeklerde, bazen sadece koltukta otururken bile kendiliğinden gelişebilir. Ağrıya eşlik eden en önemli belirti ise nefes darlığıdır. Çünkü sönen akciğer artık havalanamaz ve vücut oksijen açlığı çekmeye başlar.
Pnömotoraksın risk faktörleri şunlardır:
Sigara kullanımı
- Genetik yatkınlık
- KOAH hastalığı
- Uzun boylu yapı
- Zayıf vücut yapısı
- Dalış sporu
- Basınç değişiklikleri
- Göğüs travmaları
Akciğer sönmesi durumunda göğüs ağrısı nasıl geçer ve tedavi yöntemleri nelerdir?
Akciğer sönmesine bağlı gelişen göğüs ağrısının geçmesi için tek yol, o boşluğa dolan havanın tahliye edilmesi ve akciğerin tekrar şişerek göğüs duvarına yapışmasının sağlanmasıdır. Ağrı kesiciler bu durumda sadece geçici bir rahatlama sağlar, mekanik sorun çözülmeden ağrı tamamen geçmez.
Tedavi, sönmenin miktarına göre değişir. Eğer akciğerin sadece çok küçük bir kısmı sönmüşse (örneğin %10-15 gibi), bazen sadece oksijen tedavisi vererek hastayı gözlem altında tutarız. Vücut o az miktardaki havayı zamanla kendi kendine emebilir. Ancak sönme miktarı fazlaysa veya hastanın ciddi nefes darlığı varsa, müdahale etmek şarttır.
En sık uyguladığımız yöntem “tüp torakostomi” yani göğüs tüpü takılmasıdır. Lokal anestezi ile hastanın kaburgaları arasından serçe parmağı kalınlığında bir hortumu göğüs boşluğuna yerleştiririz. Bu hortumun diğer ucu, içinde su bulunan özel bir kutuya bağlıdır. İçerideki hava bu hortum sayesinde dışarı çıkar, suyun içinde fokurdayarak tahliye olur. Hava çıktıkça akciğer yeniden şişer. Akciğer tekrar şiştiğinde ağrı dramatik bir şekilde azalır ve hasta rahatlar.
Bazı durumlarda, özellikle hava kaçağı durmuyorsa veya hastalık nüksediyorsa, cerrahi müdahale gerekir. Bu ameliyatlarda akciğerin üzerindeki patlayan baloncuklar çıkarılır ve akciğer zarı göğüs duvarına yapıştırılarak tekrar sönmesi engellenir.
Uygulanan tedavi yöntemleri şunlardır:
- Oksijen desteği
- Gözlem
- İğne aspirasyonu
- Göğüs tüpü
- VATS ameliyatı
- Plöredez işlemi
Akciğer kanseri belirtileri arasında göğüs ağrısı var mıdır?
Akciğer kanseri maalesef çok sinsi ilerleyen bir hastalıktır ve “ağrı” her zaman ilk belirti olmayabilir. Bunun temel sebebi, akciğerin kendi dokusunun (parankim) içinde ağrı sinirlerinin bulunmamasıdır. Yani akciğerin tam ortasında büyüyen bir tümör, çok büyük boyutlara ulaşsa bile ağrı yapmayabilir. Bu durum hastalığın bazen geç evrelerde fark edilmesinin en büyük nedenlerinden biridir.
Ancak tümör ne zaman ki akciğerin dışına doğru büyür ve akciğer zarına (plevraya), göğüs duvarına, kaburgalara veya omurgaya temas ederse, işte o zaman çok şiddetli ve inatçı bir göğüs ağrısı başlar. Bu ağrı, akciğer sönmesindeki gibi ani değil yavaş yavaş artan, kemirici tarzda, sürekli ve hastayı gece uykusundan uyandırabilen bir ağrıdır. Standart ağrı kesicilere yanıt vermeyebilir.
Özellikle akciğerin tepe noktasına yerleşen tümörler (Pancoast tümörleri), omuzda ve kolda çok şiddetli ağrılara neden olabilir. Hatta bazen hastalar bunu omuz tutulması veya boyun fıtığı sanarak fizik tedaviye gidebilirler. Bu yüzden sebebi açıklanamayan, inatçı omuz ve sırt ağrılarında mutlaka akciğerlerin de görüntülenmesi gerekir.
Akciğer kanserinin diğer belirtileri şunlardır:
- İnatçı öksürük
- Kanlı balgam
- Ses kısıklığı
- Nefes darlığı
- Hırıltılı solunum
- Kilo kaybı
- İştahsızlık
- Yutma güçlüğü
Göğüs ağrısı tedavisinde kapalı ameliyat (VATS) yöntemleri ne kadar etkilidir?
Eskiden göğüs cerrahisi denildiğinde akla gelen, “torakotomi” dediğimiz, hastanın sırtından göğsüne doğru uzanan büyük bir kesi, kesilen kaslar ve bir alet yardımıyla kaburgaların zorla ayrılmasıydı. Bu yöntem cerrah için geniş bir görüş alanı sağlasa da hasta için ameliyat sonrası ciddi bir ağrı kaynağıydı. İyileşme süreci uzar, hastaların normal hayatına dönmesi aylar alabilirdi.
Günümüzde ise teknolojinin gelişimiyle birlikte “VATS” (Video Yardımlı Torakoskopik Cerrahi) dediğimiz kapalı yöntemler altın standart haline gelmiştir. Bu yöntemde göğüs kafesini boydan boya açmak yerine, sadece 1, 2 veya 3 adet küçük delikten (port) girilerek ameliyat yapılır. Ucunda yüksek çözünürlüklü bir kamera bulunan ince bir çubuk ve özel cerrahi aletler kullanılır.
VATS yönteminin en büyük avantajı, kaburgaların ayrılmaması ve büyük kas gruplarının kesilmemesidir. Bu sayede ameliyat sonrası ağrı, açık cerrahiye kıyasla inanılmaz derecede azdır. Hastalarımız ameliyattan sonraki gün ayağa kalkıp koridorda yürüyebilir, derin nefes alabilir ve öksürebilirler. Ağrının az olması, hastanede kalış süresini kısaltır (genellikle 2-4 gün) ve hastanın işine, sosyal hayatına dönüşünü hızlandırır. Hem kanser ameliyatlarında hem de pnömotoraks gibi iyi huylu hastalıklarda bu yöntem güvenle ve yüksek başarıyla uygulanmaktadır.
VATS yönteminin avantajları şunlardır:
- Az ağrı
- Küçük kesiler
- Hızlı iyileşme
- Erken taburculuk
- Estetik görünüm
- Düşük komplikasyon
- Güvenli cerrahi
- Konforlu süreç
Robotik cerrahi ile yapılan ameliyatlarda göğüs ağrısı daha mı az olur?
Robotik cerrahi, minimal invaziv (kapalı) cerrahinin ulaştığı en son noktadır. Cerrahın bir konsol başında oturarak yönettiği, hastanın başında duran robot kollar sayesinde yapılan bu ameliyatlar, özellikle dar ve ulaşılması zor alanlarda büyük kolaylık sağlar. Göğüs boşluğu gibi kalbin ve büyük damarların olduğu riskli bir alanda, robotun sağladığı 3 boyutlu ve 10-15 kat büyütülmüş görüntü, cerrahın dokuları milimetrik hassasiyetle görmesini sağlar.
Ağrı açısından bakıldığında, robotik cerrahinin mantığı da VATS gibidir; büyük kesiler yapılmaz, kaburgalar zorlanmaz. Robotun kolları, insan elinin yapamayacağı manevra kabiliyetine sahiptir ve bu kollar dokulara en az hasarı vererek çalışır. “Port yeri” dediğimiz giriş deliklerinde doku travması çok daha az olur.
Bu hassasiyet, ameliyat sonrası ağrının minimal düzeyde kalmasını sağlar. Robotik cerrahi ile ameliyat olan hastalar, genellikle çok daha az ağrı kesici ihtiyacı duyarlar. İyileşme süreci son derece hızlıdır. Özellikle timus bezi tümörleri veya akciğerin hassas rezeksiyonlarında robotik cerrahi, hem onkolojik temizlik hem de hasta konforu açısından mükemmel sonuçlar verir.
Robotik cerrahinin sağladığı faydalar şunlardır:
- Yüksek hassasiyet
- Üç boyutlu görüntü
- Titremeyen kollar
- Maksimum hareket
- Doku koruması
- Minimal kanama
- Hızlı toparlanma
- Az ağrı
Göğüs duvarı şekil bozuklukları göğüs ağrısı yapar mı?
Toplumda “kunduracı göğsü” (Pectus Excavatum) olarak bilinen göğsün içe çöküklüğü veya “güvercin göğsü” (Pectus Carinatum) olarak bilinen dışa çıkıklık durumu çoğu zaman sadece estetik bir problem olarak algılanır. Ancak bu yapısal bozukluklar, fiziksel şikayetlere ve ağrılara da neden olabilir.
Özellikle içe çökük göğüs deformitesinde, iman tahtası (sternum) içeriye doğru basıktır. Bu kemik, hemen arkasında bulunan kalbe ve bazen akciğerlere fiziksel bir baskı uygular. Hasta dinlenme halindeyken bir sorun hissetmeyebilir, ancak spor yaparken, merdiven çıkarken veya koşarken göğsünde bir sıkışma, ağrı ve normalden daha çabuk yorulma hissedebilir. Çünkü kalp, bu baskı nedeniyle tam kapasiteyle genişleyip dolamaz.
Ayrıca bu deformiteye sahip kişilerde duruş bozuklukları (kifoz, skolyoz gibi) da sık görülür ve bu durum sırtta, omuzlarda ve göğüs yan duvarlarında kronik kas ağrılarına yol açabilir. Bu hastalığın tedavisinde uyguladığımız “Nuss ameliyatı” (kapalı yöntemle bar takılması), göğüs kafesini yukarı kaldırarak kalbin üzerindeki baskıyı tamamen ortadan kaldırır. Baskının kalkmasıyla birlikte hastanın efor kapasitesi artar ve baskıya bağlı göğüs ağrıları geçer.
Şekil bozukluklarının yarattığı sorunlar şunlardır:
- Kalbe baskı
- Çabuk yorulma
- Nefes darlığı
- Çarpıntı hissi
- Göğüs ağrısı
- Özgüven kaybı
- Duruş bozukluğu
- Sosyal çekinme
İman tahtası arkasındaki kitleler ve mediasten hastalıkları göğüs ağrısı yapar mı?
Göğüs kafesinin tam ortasında, iki akciğerin arasında kalan bölgeye “mediasten” adını veriyoruz. Burası vücudun en stratejik kavşak noktasıdır; kalp, ana atardamarlar, soluk borusu, yemek borusu, timus bezi ve lenf bezleri burada bulunur. Bu dar ve kalabalık alanda oluşabilecek kistler, iyi veya kötü huylu tümörler (Timoma, Lenfoma, Kist hidatik, Schwannoma vb.), büyüdükçe çevre dokulara baskı yapmaya başlar.
Mediastinal kitlelerin neden olduğu ağrı, genellikle “retrosternal ağrı” dediğimiz, iman tahtasının arkasında hissedilen, yeri tam gösterilemeyen, künt ve baskı tarzında bir ağrıdır. Eğer kitle sırta yakınsa, iki kürek kemiği arasında sızlayıcı bir ağrı yapabilir.
Ağrı dışında, bu kitleler soluk borusuna basarsa nefes darlığı, yemek borusuna basarsa yutma güçlüğü, ses tellerinin sinirine basarsa ses kısıklığı gibi belirtiler verir. Bu bölgedeki kitlelerin tanısında EBUS (Endobronşiyal Ultrason) gibi iğne biyopsisi yöntemleri veya Mediastinoskopi kullanılır. Tedavisinde ise yine kapalı yöntemlerle (VATS veya Robotik) kitlenin çıkarılması, basıyı ve ağrıyı ortadan kaldırır.
Bası belirtileri şunlardır:
- Göğüste dolgunluk
- Yutkunma zorluğu
- Geçmeyen öksürük
- Ses değişikliği
- Yüzde şişme
- Boyun damarlarında dolgunluk
- Göz kapağı düşüklüğü
- Sırt ağrısı
Göğüs duvarı tümörleri ve kaburga hastalıkları nasıl bir göğüs ağrısı yaratır?
Bazen ağrının kaynağı içerideki organlar değil doğrudan göğüs kafesini oluşturan “duvar”ın kendisidir. Kaburgalardan, kıkırdak dokudan veya göğüs kaslarından kaynaklanan tümörler (Kondrosarkom, Osteosarkom gibi) veya başka organ kanserlerinin kemiğe yayılımı (metastaz), çok belirgin ve şiddetli ağrılara neden olur.
Bu tip ağrılar genellikle noktasaldır; yani hasta ağrıyan yeri parmağıyla net bir şekilde gösterebilir. Ağrılı bölgede ele gelen sert bir şişlik olabilir. Ağrı geceleri artma eğilimindedir ve basit ağrı kesicilerle geçmez. Ayrıca Tietze sendromu veya kostokondrit dediğimiz, kaburga kıkırdaklarının iyi huylu iltihaplanmaları da kalp krizini taklit eden şiddetli ön göğüs ağrıları yapabilir. Ancak bu durumlarda ağrılı bölgeye parmakla bastırıldığında hastanın ağrısı “ah” dedirtecek kadar artar; bu da bizi tanıya götüren önemli bir bulgudur.
Göğüs duvarı tümörlerinde cerrahi tedavi, tümörlü kemik veya dokunun geniş bir şekilde çıkarılmasını gerektirir. Çıkarılan bu alanın yerine, akciğerleri korumak için sentetik yamalar, titanyum plakalar veya hastanın kendi kas dokuları kullanılarak yeni bir duvar örülür (rekonstrüksiyon).
Göğüs duvarı sorunlarının belirtileri şunlardır:
- Ele gelen kitle
- Dokunmakla hassasiyet
- Gece ağrısı
- Şişlik
- Kızarıklık
- Hareket kısıtlılığı
- Sürekli sızı
- Şekil bozukluğu
Göğüs ağrısı tanısında hangi modern yöntemler kullanılır?
Göğüs ağrısı ile gelen bir hastada doğru tanı koymak, tedavinin başarısı için ilk ve en önemli adımdır. Öncelikle hastanın hikayesini dinleriz; ağrı ne zaman başladı, nasıl bir ağrı, nereye vuruyor? Ardından yapılan fizik muayene bize çok şey anlatır. Ancak iç organları net görmek için modern görüntüleme teknolojilerine ihtiyacımız vardır:
İlk basamak genellikle basit bir akciğer röntgenidir. Bu filmde kaburga kırıkları, büyük pnömotorakslar veya büyük kitleler görülebilir. Ancak göğüs cerrahisinde asıl yol haritamızı “Bilgisayarlı Tomografi” (BT) ile çizeriz. Tomografi, göğüs kafesini ince dilimler halinde tarayarak milimetrik lezyonları, damar yapılarını ve kemik detaylarını üç boyutlu olarak gözler önüne serer.
Eğer bir kanser şüphesi varsa, “PET-CT” dediğimiz nükleer tıp tetkiki devreye girer. Bu yöntem vücuttaki aktif kanser hücrelerinin parlamasını sağlayarak hastalığın yaygınlığını gösterir. Mediastendeki lenf bezlerini incelemek için “EBUS” (bronkoskopi ucunda ultrason), akciğerden parça almak için “fiberoptik bronkoskopi” gibi yöntemler kullanırız. Tüm bu teknolojik imkanlar, gereksiz ameliyatların önüne geçmek ve nokta atışı tedavi planlamak için hayati önem taşır.
Tanıda kullanılan yöntemler şunlardır:
- Akciğer grafisi
- Bilgisayarlı tomografi
- PET-CT taraması
- Manyetik rezonans (MR)
- Bronkoskopi
- EBUS işlemi
- Mediastinoskopi
- İğne biyopsisi
Ameliyat sonrası göğüs ağrısı yönetimi nasıl sağlanır?
Ameliyat kararı alan hastaların en büyük endişesi genellikle “Ameliyattan sonra çok canım yanacak mı?” sorusudur. Bu çok insani ve anlaşılabilir bir korkudur. Ancak modern tıpta “ağrı çekmek” artık ameliyatın kaçınılmaz bir parçası olarak görülmemektedir. Tam tersine, bizim için “ağrısız hasta” en iyi iyileşen hastadır. Çünkü ağrısı olmayan hasta rahat nefes alır, rahat öksürüp balgamını atar ve erkenden yürümeye başlar.
Bu yüzden ameliyat sonrası ağrı yönetiminde “multimodal” yani çok yönlü bir yaklaşım uygularız. Sadece ağrı olduğunda iğne yapmak yerine, ağrı daha başlamadan önlem alırız. Ameliyat sırasında cerrah tarafından yapılan “interkostal bloklar” (kaburga arası sinirlerin uyuşturulması), anestezi doktorları tarafından takılan epidural kateterler ve damardan verilen kontrollü ağrı kesici cihazlar (PCA – Hasta Kontrollü Analjezi) sayesinde hastalarımız süreci çok konforlu geçirirler. Amacımız, hastanın ağrı skorunu, rahatça nefes alıp verebileceği ve yatağında dönebileceği seviyelerde tutmaktır.
Ağrı yönetiminde kullanılan yöntemler şunlardır:
- Epidural kateter
- Sinir blokları
- Damardan ağrı kesiciler
- Oral ilaçlar
- Soğuk uygulama
- Solunum desteği
- Erken mobilizasyon
- Fizik tedavi
İyileşme sürecinde göğüs ağrısı tekrarlamaması için neler yapılmalıdır?
Başarılı bir ameliyat ve taburculuk sonrası, iş bitmiş sayılmaz. Evdeki iyileşme süreci de en az hastane süreci kadar önemlidir. Göğüs ağrısının kronikleşmemesi ve akciğer kapasitesinin korunması için hastanın kendine iyi bakması gerekir.
İlk ve en kesin kural: Sigara asla içilmemelidir. Sigara, hem yara iyileşmesini bozar, hem enfeksiyon riskini artırır, hem de kanser riskini tekrar gündeme getirir.
İkinci önemli nokta solunum egzersizleridir. Hastalarımıza verdiğimiz “Triflo” denilen toplu nefes cihazları, akciğerin en uç noktalarına kadar açılmasını sağlar. Bu egzersizler göğüs duvarı esnekliğini korur ve ağrıya neden olabilecek yapışıklıkları önler.
Ayrıca hareketli olmak gerekir. Eve gidip sürekli yatmak, kasların zayıflamasına ve ağrıların artmasına neden olur. Düzenli yürüyüşler yapmak, hem kan dolaşımını hızlandırır hem de genel vücut ağrılarını azaltır. Beslenmede protein ağırlıklı gıdalar tüketmek doku onarımı için şarttır. Kabız kalmamak da önemlidir çünkü aşırı ıkınmak göğüs içi basıncını artırarak ağrı yapabilir.
İyileşme önerileri şunlardır:
- Sigaranın bırakılması
- Triflo egzersizleri
- Düzenli yürüyüş
- Proteinli beslenme
- Bol su tüketimi
- Ağır kaldırmamak
- Kabızlıktan korunmak
- Kontrollere gitmek
Hangi durumlarda göğüs ağrısı için doktora başvurulmalıdır?
Göğüs ağrısı, vücudun “bir şeyler yolunda gitmiyor” deme şeklidir ve asla halı altına süpürülmemelidir. Bazen basit bir kas ağrısı olabilir, ancak bazen hayatı tehdit eden bir durumun ilk sinyalidir. Kendi kendinize teşhis koymaya çalışmak yerine bir uzmana danışmak her zaman en güvenli yoldur.
Eğer göğüs ağrınız aniden başladıysa ve şiddetliyse, nefes darlığı eşlik ediyorsa, öksürdüğünüzde ağzınızdan kan geliyorsa veya ağrı sırtınıza, omzunuza yayılıyorsa hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız. Travma (düşme, çarpma) sonrası gelişen ağrılar da mutlaka kontrol edilmelidir. Ayrıca sigara içen 40 yaş üstü bireylerde, sebepsiz yere başlayan ve giderek artan ağrılar, kilo kaybı ve ses kısıklığı gibi belirtilerle birlikteyse, akciğer tümörleri açısından değerlendirilmelidir.
Erken tanı, göğüs cerrahisinde hayat kurtarır. Akciğer sönmesi erken müdahale ile saniyeler içinde rahatlatılabilir; erken evre bir akciğer kanseri kapalı ameliyatla tamamen tedavi edilebilir. Sağlığınızın kıymetini bilin ve göğsünüzden gelen sinyalleri önemseyin.
Acil durum işaretleri şunlardır:
- Ani başlayan ağrı
- Şiddetli nefes darlığı
- Kanlı balgam
- Dudaklarda morarma
- Bilinç bulanıklığı
- Soğuk terleme
- Geçmeyen çarpıntı
- Yüksek ateş
Sıkça sorulan sorular

Prof. Dr. Alper Fındıkcıoğlu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup göğüs cerrahisi ihtisasını Dr. Siyami Ersek Hastanesi’nde tamamlamıştır. Akademik kariyerine 2005 yılında Başkent Üniversitesi’nde başlamış; 2014’te doçent, 2022’de profesör unvanını almıştır. Akciğer kanseri, göğüs duvarı hastalıkları ve minimal invaziv cerrahi konularında geniş deneyime sahiptir. 2024 yılından itibaren mesleki çalışmalarını Acıbadem Hastanesi’nde sürdürmektedir.

