Göğüs cerrahisi, akciğerler, plevra, mediasten, diyafram ve göğüs duvarında gelişen cerrahi hastalıkların tanı ve tedavisiyle ilgilenen uzmanlık dalıdır. Bu bölüm, travmatik yaralanmalardan tümöral oluşumlara kadar geniş bir patoloji grubunu kapsar ve ileri cerrahi teknikler kullanır.
Göğüs cerrahisinin ilgi alanına giren hastalıklar arasında akciğer kanseri, plevra tümörleri, mediastinal kitleler ve göğüs duvarı deformiteleri yer alır. Ayrıca pnömotoraks, hemotoraks ve ampiyem gibi acil müdahale gerektiren klinik tablolar da bu branş tarafından değerlendirilir ve tedavi edilir.
Akciğer ve plevra kaynaklı cerrahi hastalıklar, solunum fonksiyonlarını doğrudan etkileyen ciddi klinik durumlar oluşturur. Özellikle malign akciğer tümörlerinde erken tanı ve uygun cerrahi rezeksiyon sağkalım oranlarını artırır. Plevral hastalıklarda ise sıvı birikimi ve enfeksiyonlar cerrahi yöntemlerle kontrol altına alınır.
Minimal invaziv göğüs cerrahisi uygulamaları, video yardımlı torakoskopik cerrahi ve robotik teknikleri içerir. Bu yöntemler daha küçük kesilerle operasyon imkânı sağlayarak hastanede kalış süresini kısaltır ve komplikasyon oranlarını azaltır. İleri evre vakalarda multidisipliner yaklaşım esastır.
Göğüs Cerrahisi Hangi Organları ve Bölgeleri Kapsar?
Göğüs boşluğu, boyun kökünden başlayıp karın boşluğunu ayıran güçlü diyafram kasına kadar uzanan, kapalı ve korunaklı bir anatomik kutudur.
Bu kutunun temel görevi, solunum sisteminin ana organlarını ve dolaşım sisteminin merkezini dış etkenlerden korumaktır. Kalp ve kalpten çıkan devasa damarlar kalp ve damar cerrahisinin alanına girerken, bu hayati boşlukta geriye kalan tüm doku ve organlar göğüs cerrahisinin sorumluluğundadır.
Akciğerler, sağda ve solda yer alan, süngerimsi yapısıyla havayı filtreleyip kana oksijen taşıyan en temel organlardır ve bu alanın tam merkezinde bulunurlar. Bu akciğerleri bir zarf gibi saran, nefes alıp verirken sürtünmeyi engelleyen plevra adı verilen çift katmanlı zarlar da büyük önem taşır. Dışarıdan soluduğumuz havayı akciğerlerin derinliklerine taşıyan nefes borusu ve ağız yoluyla aldığımız gıdaları mideye ileten, göğüs boşluğunu boydan boya geçen yemek borusu da bu karmaşık sistemin parçalarıdır.
Tüm bu organları dışarıdan saran, esnek ama bir o kadar da dayanıklı olan kaburga kafesi, iman tahtası olarak bilinen sternum kemiği ve kaburgalar arası kaslar, göğüs duvarını oluşturur. Göğüs boşluğunun tam ortasında yer alan ve kalbi çevreleyen mediasten bölgesi de çeşitli kistlerin ve tümörlerin gelişebileceği kritik bir alandır. Tüm bu yapılar sürekli hareket halinde olan ve birbiriyle muazzam bir uyum içinde çalışan bir makine gibidir.
Bu alana giren başlıca yapılar şunlardır:
- Akciğerler
- Nefes borusu
- Yemek borusu
- Akciğer zarları
- Diyafram kası
- Göğüs kafesi kemikleri
Akciğer Kanserinde Göğüs Cerrahisi Nasıl Bir Yöntem İzler?
Akciğer kanseri, göğüs cerrahisi pratiğinin en büyük, en detaylı ve en kritik bölümünü oluşturur. Kanserin hangi evrede olduğu, hastanın yaşı, genel sağlık durumu kalbinin ve geride kalacak sağlam akciğer dokusunun kapasitesi gibi pek çok faktör, ameliyatın şeklini belirler. Cerrahi müdahalenin temel amacı, kanserli dokuyu vücuttan tamamen temizlerken, hastaya ameliyat sonrasında rahatça nefes alabileceği yeterli bir akciğer kapasitesi bırakmaktır.
Anatomik olarak akciğerler tek bir bütün değildir; sağ akciğer üç, sol akciğer ise iki bağımsız parçadan oluşur. Bu parçalara lob adı verilir. Erken evre akciğer kanserlerinde dünya genelinde kabul gören en standart ve en güvenilir cerrahi yöntem lobektomi ameliyatıdır. Bu işlemde, kanserli tümörün bulunduğu lob, kendisine gelen damarlar ve hava yolları dikkatlice ayrılarak tamamen çıkarılır. Bunun nedeni, kanserin sadece bulunduğu noktayı değil o lobun içindeki hücresel yolları da etkileme potansiyelidir.
Eğer tespit edilen tümör çok küçükse, henüz lenf bezlerine yayılma belirtisi göstermiyorsa veya hastanın nefes kapasitesi koskoca bir lobun alınmasını kaldıramayacak kadar sınırlıysa, daha küçük çaplı ameliyatlar tercih edilebilir. Sadece tümörlü dokunun etrafındaki bir miktar sağlam dokuyla birlikte çıkarıldığı kama şeklindeki ameliyatlar veya akciğerin daha küçük anatomik birimlerinin çıkarıldığı segmentektomi işlemleri bu durumlarda hayat kurtarıcıdır. Çok nadir durumlarda, tümör akciğerin ana merkezine çok yakınsa, o taraf akciğerin tamamen alınması gerekebilir.
Uygulanan başlıca cerrahi yöntemler şunlardır:
- Lobektomi
- Segmentektomi
- Kama rezeksiyon
- Pnömonektomi
Göğüs Cerrahisi Kapsamındaki Göğüs Duvarı Şekil Bozuklukları Nelerdir?
Göğüs duvarı deformiteleri, genellikle doğuştan gelen veya çocukların büyüme çağında aniden belirginleşen, kaburgaların ve iman tahtasının anormal bir şekilde büyümesi sonucu ortaya çıkan yapısal bozukluklardır. Bu durumlar genellikle sadece estetik bir kaygı olarak algılansa da aslında göğüs boşluğunun hacmini daraltarak iç organların çalışma alanını kısıtlayabilir.
Halk arasında en çok bilinen şekil bozukluğu, göğüs kafesinin içeriye doğru, sanki bir kase gibi çökük olması durumudur. Bu çöküklük, kalbe ve akciğerlere mekanik bir baskı uygulayarak, özellikle çocukların beden eğitimi derslerinde çabuk yorulmasına, nefes darlığı çekmesine veya kalp çarpıntısı hissetmesine neden olabilir. Bir diğer yaygın durum ise göğüs kafesinin dışarıya doğru belirgin bir çıkıntı yapmasıdır. Her iki durum da özellikle ergenlik dönemindeki bireylerde ciddi psikolojik sorunlara, duruş bozukluklarına ve içe kapanıklığa yol açabilir.
Günümüzde bu şekil bozukluklarının düzeltilmesi için çok büyük kesilerin yapıldığı açık ameliyatlar büyük oranda terk edilmiştir. Bunun yerine, göğsün iki yanından açılan milimetrik deliklerden içeri girilerek, kişiye özel bükülmüş çelik veya titanyum çubukların iman tahtasının arkasına yerleştirildiği kapalı yöntemler kullanılmaktadır. Bu çubuklar göğüs kemiğini bir kriko gibi dışarı doğru iter veya dışarıda olan kemiği aşağı doğru bastırır. Birkaç yıl vücutta kalan bu çubuklar sayesinde göğüs kafesi kalıcı olarak normal ve sağlıklı şeklini alır.
Müdahale edilen başlıca deformiteler şunlardır:
- Kunduracı göğsü
- Güvercin göğsü
- Polonya sendromu
Akciğer Zarı Hastalıklarında Göğüs Cerrahisi Hangi Tedavileri Uygular?
Akciğerler, göğüs kafesi içinde çıplak bir şekilde durmazlar. Plevra adı verilen, biri akciğerin yüzeyine sıkıca yapışık, diğeri ise göğüs kafesinin iç yüzeyini kaplayan ince bir zar tabakasıyla çevrilidirler. Normal şartlar altında bu iki zarın arasında, nefes alıp verirken akciğerlerin kayganlığını sağlayan ve sürtünmeyi sıfıra indiren çok az miktarda bir sıvı bulunur. Ancak çeşitli travmalar, enfeksiyonlar veya sistemik hastalıklar bu dengeli yapıyı bozduğunda çok ciddi solunum sorunları ortaya çıkar.
En sık karşılaşılan acil durumlardan biri, halk arasında akciğer sönmesi olarak bilinen tablodur. Akciğerin yüzeyinde oluşan, genellikle doğuştan gelen zayıf bir hava keseciğinin öksürme, hapşırma veya ağır bir eşya kaldırma sırasında patlamasıyla göğüs boşluğuna hava sızar. Sızan bu hava, dışarıdan akciğere baskı yaparak onun büzüşmesine ve sönmesine neden olur. Bir diğer sık görülen durum ise zarlar arasında anormal miktarda sıvı birikmesidir. Bazen zatürre gibi enfeksiyonlar, bazen kalp yetmezliği, bazen de kötü huylu hastalıklar zarlar arasında litrelerce sıvı toplanmasına yol açar. Bu sıvı, akciğeri sıkıştırarak hastanın boğulma hissi yaşamasına sebep olur.
Bu durumlarda göğüs boşluğuna lokal anestezi ile ince bir tüp yerleştirilerek biriken hava veya sıvı dışarı alınır. Sorunun tekrarladığı veya geçmediği durumlarda ise kapalı ameliyat yöntemleriyle göğüs boşluğuna girilir, patlayan zayıf kesecikler dikilir veya iltihaplı zarlar temizlenir.
Akciğer zarı kaynaklı başlıca hastalıklar şunlardır:
- Pnömotoraks
- Plevral efüzyon
- Ampiyem
- Mezotelyoma
Aşırı Terleme Sorununda Göğüs Cerrahisi Kalıcı Çözüm Sunar mı?
Aşırı terleme, kişinin heyecan, stres veya hava sıcaklığından bağımsız olarak özellikle ellerinde, koltuk altlarında veya yüz bölgesinde kontrol edilemeyen boyutta ter üretmesi durumudur. Bu sorun, sadece ıslak kıyafetlerle dolaşmak gibi fiziksel bir rahatsızlık yaratmakla kalmaz; aynı zamanda kişinin tokalaşmaktan çekinmesine, kağıt tutarken zorlanmasına ve sosyal hayattan izole olmasına neden olan ciddi bir psikolojik yüktür. Çeşitli kremler, ilaçlar veya geçici enjeksiyonlar genellikle kısa süreli rahatlama sağlar.
Ter bezlerinin çalışma emrini veren yapı sempatik sinir sistemidir. İlginç bir şekilde ellerin ve koltuk altlarının terlemesini kontrol eden bu sinir ağı, göğüs boşluğunun arka kısmında, omurganın iki yanında dikey bir hat boyunca uzanır. Aşırı terleme durumunda bu sinirler adeta bir kısa devre yapmış gibi sürekli ve gereksiz yere çalışma sinyali gönderir.
Bu sorunun kalıcı ve en kesin çözümü, koltuk altından açılan tek bir milimetrik delikten kamerayla göğüs boşluğuna girilerek gerçekleştirilen kapalı bir ameliyattır. Ekrandan çok net bir şekilde görülen bu sinir zincirinin, terlemeye neden olan belirli seviyelerdeki dalları bulunur ve bu dallar özel aletlerle kesilir veya titanyum bir klips ile sıkıştırılır. İşlem çok kısa sürer ve hasta ameliyattan uyanır uyanmaz ellerindeki o can sıkıcı ıslaklığın tamamen kaybolduğunu, ellerinin ısındığını ve kuruduğunu fark eder. Sosyal yaşam kalitesini anında ve dramatik bir şekilde artıran çok etkili bir cerrahi çözümdür.
Yemek Borusu Hastalıkları Göğüs Cerrahisinin Alanına Girer mi?
Yemek borusu, ağız boşluğundan alınan yiyecekleri mideye taşıyan, yapısı gereği oldukça kaslı ve esnek bir tüptür. Boyundan başlayarak bütün göğüs boşluğunu yukarıdan aşağıya doğru geçer, kalbin arkasından dolanır ve diyafram kasını delerek karın boşluğunda mideyle birleşir. Anatomiğinin çok büyük bir kısmı göğüs boşluğunun tam ortasında yer aldığı için, yemek borusu hastalıklarının cerrahi tedavisi göğüs cerrahisinin de en zorlu ve özellikli alanlarından birini oluşturur.
Yemek borusunda gelişen kanserler, bulunduğu bölgenin darlığı ve etrafında nefes borusu, ana atardamar ve kalp gibi çok hayati organların bulunması nedeniyle son derece hassas bir cerrahi gerektirir. Yemek borusundaki kanserli doku tamamen çıkarıldıktan sonra, hastanın tekrar normal bir şekilde yemek yiyebilmesini sağlamak için genellikle mideden ince uzun bir tüp oluşturulur. Bu yeni tüp göğüs boşluğuna çekilir ve boyun seviyesinde yemek borusunun geriye kalan sağlam kısmına dikilir. Kanser dışında, yemek borusunun duvarında oluşan ve gıdaların birikmesine neden olan cepleşmeler veya kesici delici alet yaralanmaları sonrası oluşan delinmeler de cerrahi müdahale gerektiren durumlardır.
Müdahale edilen başlıca durumlar şunlardır:
- Yemek borusu kanseri
- Yemek borusu delinmesi
- Yemek borusu divertikülü
- Yemek borusu darlığı
Göğüs Cerrahisi Travmalarda ve Yaralanmalarda Nasıl Müdahale Eder?
Günlük hayatta başımıza gelebilecek trafik kazaları, yüksek bir yerden düşmeler, iş kazaları, göğse alınan sert darbeler veya ateşli silah yaralanmaları, göğüs travmaları başlığı altında toplanır. Göğüs kafesi, vücudun en hayati organlarını barındıran bir kalkan olduğu için, bu kalkanın aşılması veya kırılması saniyeler içinde yaşamı tehdit eden sonuçlar doğurabilir.
Özellikle trafik kazalarında direksiyonun göğse çarpması sonucu sıkça görülen kaburga kırıkları, dışarıdan sadece bir kemik ağrısı gibi algılansa da iç organlar için büyük risk taşır. Kırılan sivri bir kaburga ucu, nefes alıp verme esnasında tıpkı bir iğne gibi akciğer zarına batarak akciğerin delinmesine, sönmesine veya göğüs boşluğuna ciddi miktarda kan dolmasına neden olabilir. Bazen ardışık birden fazla kaburga birkaç farklı yerinden kırıldığında, göğüs kafesi bütünlüğünü kaybeder ve hasta nefes aldığında göğüs duvarı dışarı çıkması gerekirken içeri çöker.
Travma anında ilk ve en hayat kurtarıcı müdahale, genellikle lokal anestezi altında göğüs boşluğuna plastik bir tüp yerleştirilerek içerideki kanın ve havanın hızla tahliye edilmesi, böylece akciğerin tekrar şişerek görevini yapmasını sağlamaktır. İç kanamanın devam ettiği, hava yollarının parçalandığı veya kaburga kırıklarının solunumu tamamen engellediği ağır vakalarda ise acil olarak açık cerrahiye geçilir, kanamalar durdurulur ve kırılan kaburgalar özel titanyum plaklar ve vidalarla birbirine sabitlenerek göğüs duvarı eski sağlamlığına kavuşturulur.
Nefes Borusu Hastalıklarında Göğüs Cerrahisi Hangi Ameliyatları Yapar?
Nefes borusu, dış ortamdaki havayı doğrudan akciğerlere ileten tek ve alternatifsiz taşıma yoludur. Kıkırdak halkalardan oluşan esnek ama sağlam bir yapısı vardır. Özellikle yoğun bakım ünitelerinde uzun süre solunum cihazına bağlı kalan hastalarda, nefes borusuna yerleştirilen entübasyon tüpünün içeriden yaptığı mekanik baskı, zamanla o bölgedeki dokunun beslenmesini bozar. Doku iyileşirken bir yara izi gibi büzüşür ve nefes borusunda ciddi daralmalar meydana gelir.
Bu darlıklar, hastanın nefes alırken sürekli bir hırıltı çıkarmasına ve en ufak bir eforda bile boğuluyormuş hissine kapılmasına neden olur. Cerrahi çözüm gerektiren bu durumda nefes borusunun daralmış, kalınlaşmış veya bazen tümör gelişmiş olan kısmı dairesel olarak tamamen kesilip çıkarılır. Geriye kalan sağlam alt ve üst uçlar, çok hassas dikişlerle tekrar birbirine birleştirilir. Bu sayede hava yolu orijinal genişliğine kavuşur ve hasta rahat bir nefes alır. Boyun hareketlerinin ameliyat bölgesini germemesi için iyileşme sürecinde çok dikkatli bir bakım uygulanır.
Göğüs Cerrahisi Öncesi Hastanın Solunum Kapasitesi Neden Ölçülür?
Göğüs cerrahisinde ameliyat kararı vermek, sadece röntgen veya tomografi görüntülerine bakarak hastalıklı dokuyu tespit etmekten çok daha karmaşık bir süreçtir. Ameliyatın başarısı, hastanın cerrahi masasında yaşayacağı stresi atlatabilmesine ve operasyon bittikten sonra kendi kendine, hiçbir makine desteğine ihtiyaç duymadan rahatça nefes alabilmesine bağlıdır. Bir akciğerin bir kısmını veya tamamını çıkardığınızda, geriye kalan dokunun bedenin oksijen ihtiyacını karşılayıp karşılayamayacağını önceden, matematiksel bir kesinlikle bilmek zorundasınızdır.
Bu noktada devreye solunum kapasitesini ölçen testler girer. Hastadan, derin bir nefes aldıktan sonra bir bilgisayar sistemine bağlı ağızlığa var gücüyle, son nefesine kadar üflemesi istenir. Bu basit görünen üfleme manevrası, akciğerlerin toplam hacmini, hava yollarında sinsi bir daralma olup olmadığını ve hastanın güçlü bir öksürük üretebilme kapasitesini saniyeler içinde rakamlara döker. Elde edilen veriler sayesinde, örneğin ameliyat sonrası geride kalacak akciğer hacmi hesaplanır. Eğer hastanın mevcut kapasitesi sınırda çıkarsa, vücudun oksijeni ne kadar iyi kullandığını anlamak için çok daha gelişmiş performans testleri devreye sokulur. Amaç hiçbir hastayı ameliyat sonrasında nefes darlığına mahkum etmemek ve cerrahinin sınırlarını güvenlik çemberi içinde çizmektir.
Ameliyat kararı öncesi değerlendirme için kullanılan başlıca testler şunlardır:
- Spirometri
- Difüzyon kapasitesi testi
- Kardiyopulmoner egzersiz testi
- Altı dakika yürüme testi
- Merdiven çıkma testi
Göğüs Cerrahisi Öncesi Dönemde Hastalar Ameliyata Nasıl Hazırlanır?
Yapılan detaylı ölçümler ve testler sonucunda solunum kapasitesi “sınırda” veya ameliyat için “yüksek riskli” bulunan hastalar doğrudan ameliyatsız yöntemlere terk edilmezler. Vücut, büyük bir cerrahi travmaya girmeden önce tıpkı zorlu bir maratona hazırlanan bir sporcu gibi antrenman sürecine alınır. Bu sürece ameliyat öncesi rehabilitasyon veya hazırlık dönemi denir.
Bu dönemin tartışılamaz ve esnetilemez ilk kuralı sigaranın tamamen bırakılmasıdır. Ameliyattan en az bir ay önce sigaranın kesilmesi, hava yollarındaki o kronik iltihaplanmayı yatıştırır, balgam üretimini dramatik şekilde azaltır ve ameliyat sonrası zatürre riskini neredeyse yarı yarıya düşürür. Eğer hastanın kronik bir bronşiti veya astımı varsa, hava yollarını maksimum seviyede genişletmek için çeşitli solunum yolu ilaçlarına başlanır. Aynı zamanda hastanın kan değerleri yükseltilir, protein açığı varsa özel beslenme programlarıyla vücudun yara iyileştirme gücü maksimuma çıkarılır. Gece uykuda nefes durması problemi olan hastalar, ameliyat öncesinde hava veren cihazlara alıştırılarak, operasyon sonrası dönemde oluşabilecek tehlikelerin önüne geçilir.
Hazırlık sürecinde odaklanılan başlıca adımlar şunlardır:
- Sigarayı bırakmak
- Nefes egzersizleri
- Beslenme desteği
- İlaç düzenlemesi
- Kilo kontrolü
Kapalı Göğüs Cerrahisi Yöntemleri Nelerdir ve Avantajları Nelerdir?
Geçmiş yıllarda, göğüs boşluğuna müdahale edebilmek için “torakotomi” adı verilen, kaburgaların arasından boydan boya uzanan oldukça uzun kesiler yapılırdı. Cerrahın ellerinin rahatça içeri girebilmesi için kaburgalar özel metal aletlerle zorlanarak birbirinden uzaklaştırılır, hatta bazen müdahale alanı sağlamak için kaburgalardan biri kesilirdi. Bu eski yöntem cerraha mükemmel bir görüş ve manevra alanı sunsa da hastalar için ameliyat sonrası dönemi çok ağrılı, yorucu ve hastanede kalış süresi oldukça uzun bir sürece dönüştürürdü.
Teknolojinin tıp dünyasına sunduğu en büyük hediyelerden biri olan kamera sistemleri ve mikro cerrahi aletler sayesinde, günümüzde akciğer kanseri ameliyatları da dahil olmak üzere pek çok göğüs cerrahisi işlemi kapalı yöntemlerle yapılabilmektedir. Kaburgaların arasından açılan, bazen sadece bir santimetre boyutundaki bir veya birkaç küçük delikten içeriye yüksek çözünürlüklü kameralar ve ince çubuklar şeklindeki cerrahi aletler gönderilir. Cerrah, hastanın iç anatomisini dev ekranlarda, olduğundan çok daha büyük ve detaylı görerek ameliyatı gerçekleştirir. Daha da ileri bir teknoloji olan robotik cerrahide ise cerrah bir konsola oturarak üç boyutlu görüntü altında robotun çok eklemli, titremeyen kollarını yönetir.
Kapalı yöntemlerin en büyük ve en önemli avantajı, göğüs kafesi kemiklerinin ayrılmaması ve kasların büyük oranda kesilmemesidir. Bu sayede hastalar ameliyattan sonra çok daha az ağrı hissederler, derin nefes alıp öksürmekten korkmazlar ve sadece birkaç gün içinde taburcu olup normal günlük yaşantılarına, işlerine veya eğer gerekiyorsa onkolojik tedavilerine çok hızlı bir şekilde dönebilirler.
Sıklıkla uygulanan başlıca cerrahi yöntemler şunlardır:
- Açık cerrahi
- Video yardımlı torakoskopik cerrahi
- Robotik cerrahi
Göğüs Cerrahisi Sonrası İyileşme Sürecinde Nelere Dikkat Edilmelidir?
Göğüs cerrahisinde başarılı bir şekilde tamamlanan ameliyat, iyileşme yolculuğunun sadece ilk yarısıdır. Hastanın tekrar sağlığına kavuşması, yoğun bakımda ve serviste geçirilen ameliyat sonrası dönemin aktif ve bilinçli bir şekilde yönetilmesine bağlıdır. Göğüs kafesine müdahale edilen her hasta, işlem kapalı yöntemle yapılmış olsa dahi, vücudunun savunma mekanizması gereği ağrı hissetmemek için kısa ve yüzeysel nefesler alma eğilimindedir.
Ancak yüzeysel nefes almak, akciğerin en alt kısımlarındaki hava keseciklerinin sönmesine, içeride üretilen balgamın dışarı atılamayıp birikmesine ve neticesinde enfeksiyonların başlamasına zemin hazırlar. Bu tehlikeli döngüyü kırmak için ameliyat sonrası bakım tamamen hastanın hareketlendirilmesi ve akciğerlerin şişirilmesi üzerine kuruludur. İyileşmenin ilk ve en önemli kuralı ağrının doğru ilaçlarla bastırılmasıdır. Ağrısı olmayan hasta korkmadan derin nefes alabilir.
Hastalara, içindeki topları nefesleriyle havaya kaldırmaya çalıştıkları, oyun benzeri ama çok kritik bir solunum egzersiz cihazı verilir. Bu cihazla saat başı yapılan egzersizler sönen akciğer alanlarını açar. Bir diğer altın kural da hastanın ameliyatın hemen ertesi günü, hatta bazen aynı akşam ayağa kaldırılıp yürütülmesidir. Yürümek bağırsakları çalıştırır, kan dolaşımını hızlandırır ve pıhtı atma riskini azaltır. Hastaların göğüslerini bir yastıkla destekleyerek, dikişlerinin açılacağı korkusunu yenip kuvvetlice öksürmesi istenir; çünkü içerideki balgamın atılması iyileşmenin anahtarıdır. Tüm bu süreç cerrah, hemşire ve hastanın ortak bir takım çalışmasıyla atlatılır ve hasta sağlıklı bir nefesle yeni hayatına adım atar.
Ameliyat sonrası süreçte dikkat edilmesi gereken temel unsurlar şunlardır:
- Ağrı kesici kullanımı
- Erken hareket
- Derin nefes alma
- Kuvvetli öksürme
- Triflo egzersizi
Sıkça Sorulan Sorular

Prof. Dr. Alper Fındıkcıoğlu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup göğüs cerrahisi ihtisasını Dr. Siyami Ersek Hastanesi’nde tamamlamıştır. Akademik kariyerine 2005 yılında Başkent Üniversitesi’nde başlamış; 2014’te doçent, 2022’de profesör unvanını almıştır. Akciğer kanseri, göğüs duvarı hastalıkları ve minimal invaziv cerrahi konularında geniş deneyime sahiptir. 2024 yılından itibaren mesleki çalışmalarını Acıbadem Hastanesi’nde sürdürmektedir.

