Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı’nda Doçent unvanını almam, akademik kariyerimde önemli bir eşik noktası oldu ve mesleki birikimimin bilimsel olarak tescillendiği bir dönemi temsil etti. 2014 yılında bu unvana layık görülmem, uzun yıllar boyunca sürdürdüğüm klinik çalışmalar, cerrahi deneyim ve bilimsel üretkenliğin bir sonucu olarak gerçekleşti. Bu süreç, yalnızca bir akademik yükselme değil; aynı zamanda sorumluluklarımın arttığı ve akademik katkılarımı daha geniş bir çerçevede sürdürdüğüm bir dönem oldu.
Doçentlik sürecimde, göğüs cerrahisi alanındaki klinik çalışmalarımı daha ileri bir seviyeye taşıdım. Özellikle akciğer tümörleri, plevral hastalıklar ve minimal invaziv cerrahi uygulamalar üzerine yoğunlaşarak, daha kompleks vakalarda aktif rol almaya başladım. Video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) gibi modern tekniklerin kullanımını artırarak, hastalarım için daha konforlu ve daha hızlı iyileşme süreci sunan tedavi yaklaşımlarını benimsedim. Bu süreçte cerrahi karar verme, operasyon planlama ve komplikasyon yönetimi konularında önemli bir deneyim kazandım.
Akademik anlamda ise bilimsel üretkenliğimi artırarak ulusal ve uluslararası düzeyde birçok çalışmaya katkı sağladım. Araştırma projelerinde aktif rol alarak, özellikle malign plevral efüzyonlar, analjezi yöntemleri ve torakotomi sonrası hasta konforu gibi konular üzerine yoğunlaştım. Bu çalışmalar, hem literatüre katkı sağlamamı hem de klinik pratiğimi bilimsel verilerle desteklememi mümkün kıldı. Bilimsel düşünceyi cerrahi uygulamalarla birleştirmek, bu dönemde mesleki yaklaşımımın temel unsurlarından biri haline geldi.
Bu süreçte eğitim faaliyetleri de mesleki sorumluluklarımın önemli bir parçası oldu. Tıp fakültesi öğrencileri ve asistan hekimlerin eğitimine katkı sağlayarak, bilgi ve deneyimlerimi aktarma fırsatı buldum. Eğitim sürecinde yalnızca teorik bilgiyi değil, aynı zamanda klinik düşünme becerilerini ve etik yaklaşımı geliştirmeyi hedefledim. Genç hekimlerin yetişmesine katkıda bulunmak, akademik kariyerimin en anlamlı yönlerinden biri oldu.
Aynı zamanda multidisipliner çalışma anlayışını bu dönemde daha güçlü bir şekilde benimsedim. Farklı branşlarla kurulan iş birlikleri sayesinde özellikle kompleks vakalarda daha kapsamlı ve başarılı tedavi sonuçları elde etme imkânı buldum. Bu yaklaşım, hem hasta güvenliğini artırdı hem de tedavi süreçlerinin daha etkin yönetilmesini sağladı.
Doçentlik unvanını aldığım bu dönem, mesleki birikimimi daha geniş bir akademik perspektifle değerlendirdiğim, cerrahi pratiğimi ileri seviyeye taşıdığım ve bilimsel katkılarımı artırdığım önemli bir gelişim süreci oldu. Bu süreçte kazandığım deneyim ve birikim, ilerleyen yıllarda profesörlük unvanına ulaşmamda ve daha kapsamlı çalışmalara imza atmamda güçlü bir temel oluşturdu.

