Plevral fibrozis, akciğerleri çevreleyen plevra zarının kalınlaşması ve elastikiyetini kaybetmesiyle karakterize kronik bir patolojidir. Bu durum akciğer ekspansiyonunu kısıtlayarak solunum kapasitesinde azalmaya yol açar. Genellikle inflamasyon, enfeksiyon veya asbest maruziyeti sonrası gelişir ve ilerleyici seyir gösterebilir.
Plevral fibrozis belirtileri solunum fonksiyonlarında kısıtlanma ile ortaya çıkar ve en sık eforla artan nefes darlığı şeklinde gözlenir. Göğüs ağrısı, kuru öksürük ve göğüs duvarında sertlik hissi eşlik edebilir. İleri vakalarda akciğer hacminde belirgin azalma saptanır ve solunum yetmezliği riski artar.
Plevral fibrozis nedenleri arasında geçirilmiş plevral enfeksiyonlar, tüberküloz, hemotoraks ve cerrahi girişimler yer alır. Özellikle asbest maruziyeti önemli bir risk faktörüdür. Kronik inflamatuvar süreçler plevra yapraklarında fibrotik doku artışına neden olarak kalıcı yapısal değişikliklere yol açar.
Plevral fibrozis tedavisi altta yatan nedene yönelik planlanır ve hastalığın ilerleme hızına göre şekillendirilir. Hafif olgularda izlem yeterli olabilirken, ileri vakalarda cerrahi dekortikasyon gündeme gelir. Solunum rehabilitasyonu ve destek tedavileri yaşam kalitesinin artırılmasında önemli rol oynar.
Sağlıklı Bir İnsanda Akciğer Zarı Nasıl Çalışır ve Plevral Fibrozis Süreci Nasıl Başlar?
Sağlıklı bir insanın göğüs kafesinin içinde muazzam bir anatomi ve kusursuz işleyen bir sistem bulunur. Akciğerlerin dış yüzeyini, göğüs kafesinin iç duvarını ve kalbin bulunduğu orta boşluğu saran çok ince, çift katmanlı bir zar sistemi vardır. Bu sisteme plevra adı verilir. İç katman akciğerin kıvrımlarına kadar girerek onu sıkıca sarar. Dış katman ise göğüs kafesinin iç yüzeyine, diyafram kasına tutunur.
Bu iki incecik zar katmanının arasında, gözle görülmesi bile zor olan mikroskobik bir boşluk yer alır. Bu daracık alanda sürekli olarak üretilen ve emilen çok az miktarda özel bir sıvı bulunur. Bu sıvının yegane görevi, akciğerlerin her nefes alışverişinde genişleyip küçülürken göğüs kafesine sürtünmesini engellemektir. İki cam tabakanın arasına damlatılan bir miktar suyun, camların birbirleri üzerinde pürüzsüzce kaymasını sağlaması gibi, bu sıvı da akciğerlerin sorunsuz çalışması için mükemmel bir kayganlaştırıcı işlevi görür.
Ancak bu hassas denge bir kez bozulduğunda plevral fibrozis süreci tetiklenir. Çeşitli hastalıklar zarlar arasında normalden çok daha fazla sıvı birikmesine yol açar. Biriken bu sıvı zamanla iltihaplanır ve içinde fibrin adı verilen yapışkan pıhtılaşma proteinleri birikmeye başlar. Normalde bu fazla sıvıyı temizlemekle görevli olan küçük kanallar ve lenf yolları bu yapışkan proteinler yüzünden tıkanır. Temizlenemeyen sıvı zamanla koyulaşır, katılaşır ve zarın üzerine çöker. Esnek olan doku, yavaş yavaş bağ dokusu hücrelerinin istilasına uğrayarak kalın, sert ve esnemeyen bir kabuğa dönüşür. Akciğer artık bu kabuğun içinde sıkışıp kalmıştır.
Plevral Fibrozis (Akciğer Zarı Kalınlaşması) Gelişimine Yol Açan Temel Nedenler Nelerdir?
Akciğer zarı kalınlaşmasının altında yatan gerçek nedeni bulmak, hastanın sağlığına kavuşması için çizilecek tedavi yol haritasının en önemli adımıdır. Göğüs hastalıkları ve cerrahisi alanında yapılan uzun soluklu incelemeler, bu durumun genellikle iyileşmemiş enfeksiyonlara dayandığını göstermektedir.
Ülkemizdeki veriler incelendiğinde, bu rahatsızlığa sebep olan başlıca etiyolojik faktörler şunlardır:
- Spesifik olmayan enfeksiyonlar
- Tüberküloz
- Bakteriyel zatürreler
- Kesici alet yaralanmaları
- Delici alet yaralanmaları
- Ameliyat sonrası enfeksiyonlar
- Ateşli silah yaralanmaları
- Malign mezotelyoma
Zatürre Hastalığı Göz Ardı Edildiğinde Plevral Fibrozis Tablosuna Nasıl Dönüşür?
Toplumda çok sık karşılaşılan, üşütme veya bakteri kaynaklı zatürre (pnömoni) gibi hastalıklar hafife alınmamalıdır. Bu tür akciğer enfeksiyonları, enfeksiyonun şiddetine bağlı olarak akciğer zarında sıvı birikmesine neden olabilir. Eğer hastanın şikayetleri dikkate alınmaz, bu sıvı erken dönemde fark edilip tıbbi yöntemlerle boşaltılmazsa, tablo hızla kötüleşir. Başlangıçta berrak ve akışkan olan bu sıvı, mikropların çoğalmasıyla birlikte hızla iltihaplanarak ampiyem adı verilen irinli ve tehlikeli bir duruma evrilir.
Bu süreç aniden olmaz, belirli aşamalardan geçer. İlk aşamada sıvı hala akışkandır ve müdahale edilmesi nispeten kolaydır. Ancak zaman geçtikçe sıvı koyulaşır, içinde pıhtılar ve zarları birbirine bağlayan yapışkan iplikçikler oluşmaya başlar. Eğer bu aşamada da doğru tedavi uygulanmazsa, son evre olan organize evreye geçilir. İltihaplı sıvı tamamen katılaşarak akciğerin etrafında derimsi, kalın bir kabuk halini alır. Bu noktadan sonra sadece antibiyotik kullanarak veya iğneyle sıvı çekmeye çalışarak hastayı iyileştirmek mümkün olmaktan çıkar.
Verem Hastalığı Plevral Fibrozis Gelişimini Hangi Yollarla Tetikler?
Verem, yani tıbbi adıyla tüberküloz hastalığı, akciğer zarı rahatsızlıklarının en zorlu nedenlerinden biridir. Verem mikrobu akciğer zarına ulaştığında, vücudun savunma sistemi bu mikroba karşı çok şiddetli ve yıkıcı bir tepki verir. Bu durum zarlar arasında yoğun bir iltihap fırtınası koparır.
Verem tedavisi gören hastalar ilaçlarını düzenli kullansalar dahi, tedavinin başlamasından aylar sonra bile akciğer zarında kalıcı bir kalınlaşma veya hasar izlenebilmektedir. Tüberküloza bağlı ampiyem durumu ise çok daha ağır ilerler. Zarlar arasındaki iltihap kronikleşir ve zamanla bu bölgelerde taşlaşma olarak da bilinen kalsifikasyonlar gelişir. Verem mikrobunun yoğun olarak bulunduğu bu kireçlenmiş, iltihaplı alanlar bazen akciğer ile göğüs boşluğu arasında istenmeyen hava yolları (fistüller) açarak hastalığın tedavisini oldukça karmaşık bir hale getirebilir.
Plevral Fibrozis Hastalarında Hangi Şikayetler Görülür ve Fiziksel Etkileri Nelerdir?
Akciğer zarı fibrozisi bir gecede ortaya çıkan bir durum değildir. Çoğunlukla sinsi bir şekilde yavaş yavaş ilerler. Kişi başlangıçta durumu pek önemsemese de zamanla günlük hayatı giderek kısıtlanmaya başlar. En belirgin şikayet, efor gerektiren durumlarda ortaya çıkan ve zamanla istirahat halindeyken bile hissedilen nefes darlığıdır. Buna ek olarak göğüs bölgesinde nefes alıp vermekle şiddeti pek değişmeyen, küt ve sürekli bir ağrı hissedilebilir. Bu ağrının sebebi, kalınlaşan ve sertleşen dokunun göğüs kafesinin iç yüzeyine ve kaburgaların altındaki sinirlere sürekli baskı yapmasıdır.
Fizik muayene sırasında bu hastalarda saptanan başlıca bulgular şunlardır:
- Solunum seslerinde azalma
- Solunum seslerinde kayıp
- Perküsyon matitesi
- Titreşim hissinde azalma
- Göğüs kafesinde daralma
- Trakea yer değiştirmesi
- Asimetrik solunum hareketleri
Hastalık kronikleştiğinde, kalınlaşan zar içeride o kadar güçlü bir vakum etkisi yaratır ki hastanın hasta olan göğüs yarısında dışarıdan bile fark edilebilen bir çökme meydana gelir. Akciğerin hacmi küçüldükçe nefes borusu da sağlıklı taraftan hasta tarafa doğru çekilir.
Plevral Fibrozis Tanısı Modern Görüntüleme Yöntemleriyle Nasıl Konulur?
Hastanın şikayetleri dinlenip klinik muayenesi tamamlandıktan sonra, içerideki hasarın boyutunu görebilmek için görüntüleme teknolojilerine başvurulur. Standart bir akciğer röntgeni ilk ipuçlarını verse de akciğer zarındaki milimetrik kalınlaşmaları, zarların arasındaki hapsolmuş sıvıları ve olası kireçlenmeleri detaylı bir şekilde değerlendirmek için çok daha ileri düzey teknikler kullanılmalıdır.
Tomografi ve Solunum Testleri Plevral Fibrozis Ameliyatı İçin Neden Hayati Önem Taşır?
Günümüzde plevral fibrozis teşhisinde ve özellikle ameliyat planlamasında Bilgisayarlı Tomografi vazgeçilmez bir rehberdir. İlaçlı (kontrastlı) olarak çekilen tomografiler, göğüs boşluğunun içindeki durumu üç boyutlu bir harita gibi önümüze serer.
Tomografide aranan en kritik işaretlerden biri ayrılmış plevra belirtisidir. Bu görüntü, kalınlaşan iç ve dış akciğer zarlarının arasında hala tehlikeli ve organize olmuş bir iltihaplı sıvının bulunduğunu net bir şekilde kanıtlar. Ayrıca tomografi sayesinde bu kalınlaşmanın sadece basit bir enfeksiyondan mı yoksa asbest maruziyeti veya kanser gibi çok daha farklı ve tehlikeli nedenlerden mi kaynaklandığı ayırt edilebilir.
Bunun yanı sıra solunum fonksiyon testleri, hastalığın akciğerin çalışma kapasitesini ne kadar düşürdüğünü rakamsal olarak ölçmemizi sağlar. Plevral fibrozis, akciğerin esneyip genişlemesini engellediği için dışarıdan kısıtlayıcı bir solunum bozukluğu yaratır.
Solunum fonksiyon testlerinde dikkatle ölçülen parametreler şunlardır:
- Zorlu vital kapasite
- Birinci saniyedeki zorlu ekspiratuar hacim
- Maksimal istemli ventilasyon
- Vital kapasite
Bu test sonuçları, hastanın akciğer kapasitesinin durumunu belirlerken, ameliyat sonrası dönemde de iyileşmenin ne ölçüde sağlandığını objektif olarak takip etmeye olanak tanır.
Plevral Fibrozis Tedavisinde Cerrahi Müdahaleye (Dekortikasyon) Ne Zaman Geçilmelidir?
Akciğeri saran o sert kabuğun cerrahi yöntemlerle soyulması işlemine dekortikasyon adı verilir. Bu işlem göğüs boşluğunda biriken suyun basitçe dışarı alınması işlemi değildir. Dekortikasyon, son derece ince bir işçilik gerektiren, akciğerin yüzeyine yapışmış o hastalıklı, kalın fibröz dokunun, alttaki sağlıklı akciğer dokusuna zarar vermeden mikroskobik düzeyde sıyrılarak çıkarılmasıdır. Kalın kabuklu bir portakalın kabuğunun, içindeki meyveyi hiç zedelemeden dikkatlice soyulmasına benzetilebilir.
Bu müdahalenin zamanlaması çok önemlidir. En doğru zaman, içerideki sıvının katılaşmaya başladığı fakat akciğerin kendi dokusunun henüz geri dönülemez bir zarar görmediği o kritik penceredir. Aylar süren ilaç tedavilerine rağmen sıvı birikimi devam ediyor ve akciğerin büyük bir kısmı bu basınç altında eziliyorsa ameliyat kararı alınmalıdır. Özellikle iltihaplı durumlarda teşhis konduktan sonra sadece antibiyotiklerle uzun süre beklemek, hastalığın içeride daha da organize olmasına, ameliyatın zorlaşmasına ve hastanın hastanede çok daha uzun süre yatmasına neden olmaktadır.
Kapalı Cerrahi Yönteminin Plevral Fibrozis Ameliyatlarındaki Faydaları Nelerdir?
Geçmiş yıllarda akciğer zarını soymak için kaburgaların arasından çok büyük kesiler açılarak yapılan açık ameliyatlar mecburi bir standarttı. Ancak günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte kapalı ameliyat yöntemleri hayatımıza girmiştir. Video Yardımlı Torakoskopik Cerrahi (VATS) olarak bilinen bu yöntemde hastanın göğüs kafesinde sadece birkaç santimetrelik küçük kesiler açılır. Bu deliklerden içeri yüksek çözünürlüklü kameralar ve ince uzun cerrahi aletler gönderilerek operasyon ekrandan takip edilerek gerçekleştirilir.
Bu kapalı yaklaşımın açık ameliyata kıyasla hastalara sunduğu en büyük avantaj, kaburgaların özel aletlerle birbirinden zorlanarak açılmamasıdır. Kaburgaların ayrılması, kaburga altından geçen sinirleri ezerek aylar sürebilen çok şiddetli kronik ağrılara yol açabilir. Kapalı yöntemde bu risk minimuma iner.
VATS (Kapalı Cerrahi) yönteminin hastaya sağladığı başlıca avantajlar şunlardır:
- Çok düşük ağrı seviyesi
- Düşük enfeksiyon riski
- Hızlı iyileşme süreci
- Kısa hastane yatışı
- Erken dren çekilmesi
- Bağışıklık sisteminin korunması
- Solunum kaslarının korunması
- Kozmetik açıdan küçük yara izi
Kapalı yöntem ne kadar avantajlı olsa da hastalığın çok geç kalındığı, akciğer zarının adeta beton gibi kireçlendiği veya çok tehlikeli yapışıklıkların bulunduğu bazı istisnai durumlarda, güvenliği sağlamak adına hala geleneksel açık cerrahiye dönülmesi gerekebilir.
İleri Derece Plevral Fibrozis Vakalarında Hangi Ek Cerrahi Yöntemlere Başvurulur?
Çok ilerlemiş verem vakalarında veya akciğer dokusunun geri dönülmez şekilde hasar gördüğü durumlarda sadece zarı soymak yeterli bir çözüm sunmayabilir. Çünkü zar soyulduktan sonra bile akciğer o kadar tahrip olmuştur ki genişleyip göğüs kafesinin içindeki boşluğu dolduramaz. İçeride kalan bu boşluk hava ile dolu kalırsa, yeniden iltihap oluşması ve mikrop üremesi için son derece müsait bir ortam yaratır.
Böyle zorlu durumlarda bu boşluğu fiziksel olarak yok etmek için farklı teknikler uygulanır. Hastanın zayıf düştüğü ve büyük ameliyatları kaldıramayacağı durumlarda göğüs duvarında dışarı açılan küçük bir pencere oluşturularak içerideki iltihabın sürekli dışarı akması sağlanabilir. Bu yöntem hastalığı tamamen yok etmese de vücudun zehirlenmesini önleyen oldukça etkili bir palyatif rahatlama yöntemidir. Diğer bir yaklaşım ise, akciğerin genişleyemediği o boşluğu kapatmak için hastanın kendi kas dokularının kullanılarak o bölgeye yama yapılmasıdır.
Plevral Fibrozis Ameliyatı Sonrası İyileşme Sürecinde Hangi Adımlar İzlenir?
Dekortikasyon oldukça zahmetli ve hassas bir cerrahidir. Akciğerin üzerine yıllarca yapışıp kalmış o sert zırhı soyarken, akciğerin en dış yüzeyinde mikroskobik sıyrıklar oluşması doğaldır. Bu sıyrıklar, hasta ameliyat sonrası nefes alıp verirken dışarıya küçük hava sızıntıları yapabilir.
Bu durumu yönetmek göğüs cerrahisi sonrası bakımın rutinin bir parçasıdır. Ameliyat sırasında göğüs boşluğuna yerleştirilen ince tüpler, içeride biriken sıvıyı ve sızan havayı dışarıdaki özel bir sualtı sistemine aktarır. Hava kaçağı beklenenden uzun sürerse, bu tüp sistemine dışarıdan hafif bir vakum gücü uygulanarak akciğerin nazikçe göğüs duvarına yapışması ve sızıntının kapanması sağlanır.
Bazen ameliyat öncesinde veya ameliyat için uygun olmayan hastalarda, göğse takılan bu tüplerin içinden akciğer zarı boşluğuna özel ilaçlar verilebilir. Bu tedavide temel amaç içerideki katılaşmış maddeleri eritmektir.
Kullanılan başlıca pıhtı eritici ajanlar şunlardır:
- Ürokinaz
- Streptokinaz
- Doku plazminojen aktivatörü
Bu ilaçlar içerideki pıhtıları, zarları ve katılaşmış iltihabı su haline getirerek tüpten çok daha rahat boşalmasını sağlar. Hasta yatağında belirli aralıklarla sağa, sola veya öne dönerek ilacın içerideki tüm yüzeylere ulaşmasına yardımcı olur.
Plevral Fibrozis Cerrahisi Sonrası Hastaların Yaşam Kalitesi Nasıl Etkilenir?
Akciğer zarı ameliyatlarının asıl amacı içerideki iltihabı temizlemek kadar, hastanın kısıtlanmış nefes alma özgürlüğünü ona geri vermektir. Başarılı geçen bir operasyonun ardından hastaların nefes kapasitelerinde çok net ve hissedilir bir düzelme meydana gelir.
Ameliyattan sonra çekilen kontrol röntgenleri ve tomografilerinde o kalın, hastalıklı zarın tamamen ortadan kalktığı, büzüşmüş ve küçülmüş olan akciğerin yeniden tüm göğüs kafesini dolduracak şekilde genişlediği açıkça görülür. Nefes alma kapasitesini ölçen solunum testlerindeki değerler aylar içinde hızla yükselerek normal seviyelere yaklaşır. Hastalar artık merdiven çıkarken, yürüyüş yaparken veya günlük işleriyle meşgul olurken o boğucu nefes darlığını hissetmezler.
Tabii ki ameliyatın başarısı tek başına yeterli değildir. Hastanın ameliyat sonrasında uygulayacağı solunum egzersizleri ve göğüs fizyoterapisi, akciğerin eski esnekliğine kavuşması için hayati bir önem taşır. Hastalığın erken evresinde, kalıcı hasarlar oluşmadan yapılan müdahaleler ve sonrasındaki bilinçli egzersiz süreçleri sayesinde, hastalar restriktif yaşam kısıtlamalarından kurtulup rahat ve tam bir nefesle normal hayatlarına dönebilmektedirler. Özellikle genç yaşlarda ve çocuklarda bu iyileşme, vücudun kendini yenileme kapasitesi sayesinde çok daha hızlı ve kusursuz gerçekleşmektedir.
Sıkça sorulan sorular

Prof. Dr. Alper Fındıkcıoğlu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup göğüs cerrahisi ihtisasını Dr. Siyami Ersek Hastanesi’nde tamamlamıştır. Akademik kariyerine 2005 yılında Başkent Üniversitesi’nde başlamış; 2014’te doçent, 2022’de profesör unvanını almıştır. Akciğer kanseri, göğüs duvarı hastalıkları ve minimal invaziv cerrahi konularında geniş deneyime sahiptir. 2024 yılından itibaren mesleki çalışmalarını Acıbadem Hastanesi’nde sürdürmektedir.

