Pnömonektomi, sağ veya sol akciğerin tamamının cerrahi yöntemle göğüs kafesinden çıkarılması ameliyatıdır. Bu kapsamlı göğüs cerrahisi işlemi, ileri evre akciğer kanserlerinde, organın işlevini tamamen bitiren ağır enfeksiyonlarda, durdurulamayan şiddetli akciğer kanamalarında ve yıkıcı göğüs travmalarında yapılır.
Diğer ilaç tedavilerinin veya kısmi cerrahi yöntemlerin hastalığı temizlemekte yetersiz kaldığı tablolarda, hastanın yaşamını kurtarmak amacıyla bu radikal girişime başvurulur.
Özellikle ana nefes borusuna ve kalpten çıkan büyük damarlara çok yakın yerleşimli tümörlerde, hastalıklı dokuyu geride hiç hücre bırakmadan uzaklaştırmak hayati önem taşır.
Göğüs cerrahisi uzmanları, hastanın solunum kapasitesini ve kalp sağlığını detaylıca değerlendirdikten sonra kalan tek akciğerin vücuda yeteceği durumlarda bu operasyonu güvenle gerçekleştirir.
| Ameliyatın Adı | Pnömonektomi (Pneumonectomy) |
| Tıbbi Tanımı | Sağ veya sol akciğerin, ana bronş ve ilgili pulmoner damarların cerrahi olarak ayrılmasıyla tamamen çıkarılmasıdır. |
| Ameliyatın Amacı | Hastalıklı akciğerin tamamen çıkarılması, özellikle kanser hastalarında tümörün temiz cerrahi sınırlarla uzaklaştırılması ve mümkün olduğunda hastalığın kontrol altına alınmasıdır. |
| Hangi Hastalıklarda Uygulanır? | Başta küçük hücreli dışı akciğer kanseri olmak üzere seçilmiş merkezi akciğer tümörleri, yaygın bronşektazi, geri dönüşümsüz akciğer hasarı, bazı kronik enfeksiyonlar ve nadir durumlarda ciddi travmatik yaralanmalarda uygulanabilir. |
| Akciğer Kanserinde Kullanımı | Tümörün ana bronşa, büyük damarlara veya birden fazla loba uzandığı ve daha sınırlı rezeksiyonla tamamen çıkarılamadığı durumlarda değerlendirilebilir. |
| Ameliyatın Tercih Edilme Nedenleri | Lobektomi veya bronkoplastik cerrahi gibi akciğer koruyucu yöntemlerle güvenli ve yeterli tümör temizliğinin sağlanamaması, pnömonektomiyi gerekli kılabilir. |
| Ameliyat Öncesi Değerlendirme | Toraks BT, gerektiğinde PET-BT, bronkoskopi, solunum fonksiyon testleri, difüzyon kapasitesi (DLCO), kardiyak değerlendirme ve hastalığın evresine göre diğer tetkikler yapılır. |
| Solunum Kapasitesinin Değerlendirilmesi | Ameliyat sonrası tahmini FEV1 ve DLCO değerleri hesaplanır. Gerekli durumlarda akciğer perfüzyon sintigrafisi ve kardiyopulmoner egzersiz testiyle kalan akciğerin yeterliliği değerlendirilir. |
| Anestezi Türü | Genel anestezi altında uygulanır. Cerrahi sırasında genellikle tek akciğer ventilasyonu sağlayan anestezi teknikleri kullanılır. |
| Cerrahi Yöntemler | Çoğunlukla torakotomi yoluyla gerçekleştirilir. Uygun seçilmiş hastalarda video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) veya robot yardımlı cerrahi teknikleri de kullanılabilir. |
| Ameliyatın Uygulanışı | Akciğere ait pulmoner arter ve venler kontrol edilerek ayrılır. Ana bronş kapatılıp kesildikten sonra akciğer tamamen çıkarılır. Kanser ameliyatlarında gerekli lenf nodu değerlendirmesi yapılır. |
| Sağ Pnömonektomi | Sağ akciğerin tamamının çıkarılmasıdır. Sağ akciğer normalde üç lobdan oluşur. Sağ pnömonektomi, özellikle ameliyat sonrası komplikasyonlar açısından sol pnömonektomiden daha yüksek risk taşıyabilir. |
| Sol Pnömonektomi | Sol akciğerin tamamının çıkarılmasıdır. Sol akciğer normalde iki lobdan oluşur. Ameliyat sonrası solunum kapasitesi hastanın mevcut akciğer fonksiyonlarına bağlı olarak değişir. |
| Ekstraplevral Pnömonektomi | Akciğerin yanı sıra pariyetal plevra, aynı taraftaki diyaframın ve perikardın belirli bölümlerinin çıkarılabildiği çok kapsamlı bir cerrahidir. Özellikle seçilmiş plevral maligniteler için geçmişte kullanılmıştır; günümüzde uygulaması oldukça sınırlıdır. |
| Tamamlayıcı Pnömonektomi | Daha önce aynı akciğerde lobektomi veya başka bir anatomik rezeksiyon yapılmış hastada kalan akciğer dokusunun sonradan tamamen çıkarılmasıdır. Teknik zorluk ve komplikasyon riski yüksek olabilir. |
| Ameliyat Süresi | Genellikle yaklaşık 3–5 saat sürebilir. Tümörün yerleşimi, yapışıklıklar, daha önce geçirilmiş operasyonlar ve ek cerrahi işlemler süreyi değiştirebilir. |
| Hastanede Kalış Süresi | Komplikasyonsuz hastalarda sıklıkla yaklaşık 5–10 gündür. Hastanın genel durumu ve ameliyat sonrası gelişmeler nedeniyle uzayabilir. |
| Yoğun Bakım Gereksinimi | Hastanın ameliyat öncesi sağlık durumu, operasyonun kapsamı ve erken dönem bulgularına göre yakın izlem veya yoğun bakım takibi gerekebilir. |
| Göğüs Tüpü Kullanımı | Pnömonektomi sonrasında göğüs boşluğu basıncının korunması önemlidir. Bazı hastalarda özel yönetim gerektiren göğüs drenajı kullanılabilir; her hastada rutin olarak sürekli drenaj uygulanmaz. |
| Ameliyat Sonrası Göğüs Boşluğu | Akciğerin çıkarıldığı boşluk zamanla sıvıyla dolar. Mediasten ve diyaframın konumu değişebilir. Bu süreç normal ameliyat sonrası anatomik değişikliklerin bir parçasıdır. |
| Ameliyat Sonrası Ağrı | Cerrahi kesi, kaburgalar arası dokular ve göğüs duvarına bağlı ağrı görülebilir. Ağrı kontrolünde sistemik ağrı kesiciler, epidural analjezi veya diğer bölgesel anestezi yöntemleri kullanılabilir. |
| Pnömonektomi ve Lobektomi Farkı | Lobektomide akciğerin yalnızca bir lobu çıkarılırken pnömonektomide sağ veya sol akciğerin tamamı çıkarılır. Pnömonektomi daha fazla solunum kapasitesi kaybına ve genellikle daha yüksek komplikasyon riskine neden olur. |
| Pnömonektomi ve Segmentektomi Farkı | Segmentektomide akciğerin anatomik bir bölümü çıkarılır. Pnömonektomide ise akciğerin tamamı alınır. Bu nedenle segmentektomi daha fazla sağlıklı akciğer dokusunun korunmasını sağlar. |
| Ameliyatın Avantajları | Daha sınırlı cerrahiyle tamamen çıkarılamayan hastalığın uygun vakalarda tek parça halinde uzaklaştırılmasını sağlayabilir. |
| Olası Komplikasyonlar | Kanama, pnömoni, solunum yetmezliği, atriyal fibrilasyon ve diğer ritim bozuklukları, pulmoner emboli, bronkoplevral fistül, ampiyem ve akut akciğer hasarı gelişebilir. |
| Bronkoplevral Fistül | Ana bronşun kapatıldığı bölgeden plevral boşluğa anormal hava geçişi oluşmasıdır. Enfeksiyon ve ciddi solunum problemlerine neden olabilen önemli bir komplikasyondur. |
| Postpnömonektomi Pulmoner Ödem | Kalan akciğerde gelişebilen, oksijenlenmeyi ciddi ölçüde bozabilen nadir fakat yaşamı tehdit eden bir komplikasyondur. |
| Ameliyatın Ölüm Riski | Pnömonektomi, daha sınırlı akciğer rezeksiyonlarına göre yüksek perioperatif ölüm riski taşır. Risk; yaş, kalp-akciğer fonksiyonları, sağ veya sol taraf, eşlik eden hastalıklar ve ameliyatın kapsamına göre belirgin biçimde değişir. |
| Solunum Fonksiyonlarına Etkisi | Akciğerlerden birinin tamamının çıkarılmasıyla toplam solunum rezervi azalır. Kalan akciğer zaman içinde kısmen uyum sağlayabilir ancak çıkarılan akciğerin fonksiyonu tamamen geri kazanılmaz. |
| Tek Akciğerle Yaşam | Yeterli kalp ve akciğer rezervine sahip kişiler tek akciğerle bağımsız yaşamlarını sürdürebilir. Egzersiz kapasitesinde ve fiziksel dayanıklılıkta azalma görülebilir. |
| Ameliyat Sonrası İyileşme Süresi | Temel günlük aktivitelere dönüş birkaç hafta alabilir. Daha kapsamlı fiziksel iyileşme sıklıkla 6–12 hafta veya daha uzun sürebilir. |
| Solunum Egzersizleri | Kontrollü derin nefes alma, etkili öksürme, erken mobilizasyon ve uygun solunum rehabilitasyonu yöntemleri kalan akciğerin etkin kullanılmasına yardımcı olur. |
| Fiziksel Aktivite | Erken dönemde kontrollü yürüyüşler ve giderek artırılan hareketlilik önerilir. Ağır kaldırma ve yoğun egzersizler için iyileşme düzeyine göre bireysel sınırlamalar uygulanır. |
| Patolojik İnceleme | Çıkarılan akciğer dokusu ve örneklenen lenf nodları incelenerek tümör tipi, boyutu, yayılımı, cerrahi sınırlar ve patolojik evre belirlenir. |
| Cerrahi Sınırların Önemi | Kanser cerrahisinde mikroskobik düzeyde tümör içermeyen cerrahi sınırlar (R0 rezeksiyon) hedeflenir. |
| Kanserin Tekrarlama Riski | Tümörün evresi, lenf nodu tutulumu, histolojik özellikleri ve cerrahi sınır durumuna göre değişir. Akciğerin tamamının çıkarılması, hastalığın kesinlikle tekrarlamayacağı anlamına gelmez. |
| Ameliyat Sonrası Onkolojik Tedavi | Patolojik evre, cerrahi sınırlar, moleküler özellikler ve hastanın genel durumuna göre kemoterapi, immünoterapi, hedefe yönelik tedavi veya radyoterapi değerlendirilebilir. |
| Ameliyat Sonrası Takip | Solunum kapasitesi, oksijenlenme, kalp fonksiyonları ve cerrahi iyileşme izlenir. Kanser hastalarında ayrıca uygun aralıklarla görüntüleme ve onkolojik takip gerçekleştirilir. |
| Acil Değerlendirme Gerektiren Bulgular | Ani veya giderek artan nefes darlığı, yeni gelişen şiddetli göğüs ağrısı, bayılma, kanlı balgam, yüksek ateş, belirgin çarpıntı veya oksijen düzeyinde ciddi düşüş acil değerlendirme gerektirir. |
| Genel Sonuç | Pnömonektomi, akciğerin tamamının çıkarılmasını gerektiren seçilmiş hastalıklarda uygulanan büyük bir göğüs cerrahisi işlemidir. Tedavinin başarısı, uygun hasta seçimi, yeterli ameliyat öncesi değerlendirme, cerrahi güvenlik ve dikkatli ameliyat sonrası takibe bağlıdır. |
Alper Fındıkçıoğlu
1973 İstanbul doğumluyum. İlkokulu Erzincan İnönü İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi Erzurum Anadolu Lisesi’nde okudum. Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 1992–1998 yılları arasında tamamladım. Ardından İstanbul Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’nde 1998–2003 yılları arasında ihtisas yaptım. Aynı hastanede 1 yıl uzman olarak çalıştım.
2004–2005 yıllarında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde vatani görevimi yerine getirdim. 2005 yılında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım. 2014’te doçent, 2022’de profesör oldum.
2024 yılında Acıbadem Hastanesi’nde çalışmaya başladım.
Hakkımda WhatsAppPnömonektomi Nedir ve Vücutta Nasıl Bir Değişim Yaratır?
İnsan vücudunda solunum sistemi, göğüs kafesinin sağ ve sol tarafına yerleşmiş iki ana akciğerden oluşur. Sağ akciğer üç ayrı lobdan meydana gelirken, kalbe komşu olan sol akciğer iki loblu bir yapıya sahiptir. Sağlıklı bir bireyde sağ taraf toplam solunum kapasitesinin yaklaşık yüzde elli beşini üstlenir; sol taraf ise kalan yüzde kırk beşlik kısmı karşılar. Pnömonektomi işlemiyle bu iki organdan birinin göğüs kafesinden bütünüyle ayrılması, vücudun oksijen alıp karbondioksit verdiği gaz değişim yüzeyini tek seansta yaklaşık yarı yarıya daraltır.
Akciğerin bir tarafının alınması yalnızca solunum mekaniğini değil aynı zamanda kalp ve damar sistemini de yakından ilgilendirir. Normal şartlarda kalbin sağ karıncığı, vücuttan toplanan oksijeni azalmış kanı temizlenmesi amacıyla her iki akciğere eşit dağılan bir damar ağına pompalar. Operasyon sonrasında ise kalpten çıkan kanın bütünü saniyeler içinde geride kalan tek akciğerin damar yatağına yönelir. Bu durum akciğer damarlarındaki direncin yaklaşık iki katına çıkmasına ve sağ kalbin kanı pompalarken karşılaştığı iş yükünün belirgin biçimde artmasına yol açar. İnsan organizması bu yeni tabloya zamanla uyum sağlama yeteneğine sahiptir; geride kalan sağlam akciğer dokusu esneyerek hacmini geliştirir ve damar sistemi bu yeni akım hızına adapte olur.
Operasyon sonrasında vücutta meydana gelen temel fizyolojik değişimler şunlardır:
- Gaz değişim yüzeyinin daralması
- Akciğer damar direncinin artması
- Sağ kalp yükünün yükselmesi
- Kalan akciğerin kapasite artırması
- Göğüs içi dengenin yeniden şekillenmesi
Pnömonektomi Hangi Durumlarda Yapılır?
Modern göğüs cerrahisi pratiğinde temel yaklaşım hastanın solunum kapasitesini korumak adına olabildiğince fazla sağlam akciğer dokusunu yerinde bırakmaktır. İlaç tedavilerinin, hedefe yönelik onkolojik yaklaşımların ve doku koruyucu cerrahi tekniklerin gelişmesi sayesinde günümüzde bu büyük ameliyata duyulan ihtiyaç geçmiş yıllara kıyasla azalma eğilimi gösterir. Buna karşın bazı hastalıkların göğüs içindeki yerleşim yeri ve dokularda yarattığı tahribat, daha küçük çaplı bir rezeksiyon yapılmasına anatomik olarak izin vermez.
Hastalığın akciğerin ana giriş kapısı olan hilus bölgesini sarması, tüm lobları birbirine bağlayan sınırları aşması ya da kronik enfeksiyonların organı geri dönüşümsüz biçimde çürütmesi durumunda, hastalıklı dokuyu vücuttan uzaklaştırmak için akciğerin bütünüyle alınması gündeme gelir. Bu karar verilirken hastalığın anatomik yayılımı, cerrahi sınırların temiz kalma zorunluluğu ve hastanın ameliyat sonrasında tek akciğerle yaşamını sürdürüp sürdüremeyeceği göğüs cerrahisi, onkoloji ve göğüs hastalıkları uzmanlarından oluşan kurullarda ayrıntılı biçimde değerlendirilir.
Göğüs cerrahisinde bu operasyonun gündeme geldiği başlıca klinik durumlar şunlardır:
- Merkezi yerleşimli akciğer tümörleri
- Çoklu lobu tutan kitleler
- Harap olmuş akciğer dokusu
- Kontrol edilemeyen şiddetli kanamalar
- İnatçı göğüs boşluğu iltihapları
- Ağır göğüs kafesi yaralanmaları
Akciğer Kanserinde Pnömonektomi Kararı Nasıl Verilir?
Akciğer kanseri, bu cerrahi müdahalenin en sık uygulandığı hastalık grubunu oluşturur. Cerrahi tedaviye uygun bulunan küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında standart ve öncelikli hedef, yalnızca tümörün bulunduğu lobu çıkarmaktır. Ancak akciğeri dalları olan bir ağaca benzetecek olursak, hastalık ağacın uç dallarında değil de ana gövdesinde yer aldığında yalnızca bir dalı kesmek sorunu çözmeye yetmez.
Tümörün ana nefes borusunun ikiye ayrıldığı karina bölgesine çok yakın bir noktaya yerleşmesi veya akciğere kan getiren ana atardamar kökünü çepeçevre sarması, daha küçük çaplı bir ameliyat planını olanaksız kılabilir. Benzer şekilde sağ akciğerdeki üç lobu veya sol akciğerdeki iki lobu birbirinden ayıran fissür নামındaki doğal sınırların tümör tarafından işgal edilmesi durumunda da organın bir bütün olarak çıkarılması gerekir. Bazı hastalarda ameliyat öncesinde tümörü küçültmek amacıyla kemoterapi ve radyoterapi uygulanır; bu tedavilerin ardından geride kalan kitlede mikroskobik düzeyde dahi tümör hücresi bırakmamak ve temiz bir cerrahi sınır elde etmek için bu radikal yaklaşım tercih edilir.
Kanser cerrahisinde tüm akciğerin alınmasını gerektiren temel anatomik nedenler şunlardır:
- Ana bronş kökünün tutulması
- Ana akciğer atardamarının sarılması
- Loblar arası sınırların aşılması
- Temiz cerrahi sınır gerekliliği
- Tedaviye dirençli merkezi kitleler
İyi Huylu Hastalıklarda Pnömonektomi Neden Gerekir?
Halk arasında bu büyüklükteki bir ameliyatın yalnızca kanser hastalarına yapıldığı düşünülse de kanser dışı bazı kronik ve yıkıcı akciğer hastalıklarında da bu işlem hayat kurtarıcı bir rol üstlenir. Tıbbi literatürde harap akciğer olarak tanımlanan tablo bu durumun en belirgin örneğidir. Geçirilmiş ağır tüberküloz enfeksiyonları, dokuyu eriten ağır zatürreler, mantar enfeksiyonları veya hava yollarının kalıcı olarak genişleyip iltihaplandığı yaygın kistik bronşektazi sonucunda bir taraf akciğer nefes alma işlevini yitirebilir.
Solunuma katkısı kalmayan bu hasarlı doku, vücut içinde sürekli iltihap üreten bir odak haline gelir ve sağlam olan diğer akciğeri de enfeksiyon tehlikesi altında bırakır. Üstelik işlevsiz kalan bu organ, sistemik damarlardan yoğun bir kan akımı çekerek kalp üzerinde kronik bir yük oluşturur ve akciğer tansiyonunun yükselmesine zemin hazırlar. Harap olmuş doku içinde gelişen mantar topları veya bozulmuş damar yumakları, aniden gelişen ve anjiyografik damar tıkama yöntemleriyle durdurulamayan şiddetli kanamalara yol açabilir. İlaç ve destek tedavilerinin tükendiği bu tür kronik iltihap ve kanama tablolarında, hasarlı organın alınması hastayı süregelen enfeksiyon ve kanama tehdidinden kurtaran etkili bir seçenektir.
İyi huylu olmasına rağmen cerrahi müdahale gerektiren başlıca hastalıklar şunlardır:
- Ağır verem sekelleri
- Yaygın kistik bronşektazi
- Mantar topu enfeksiyonları
- Durdurulamayan hava yolu kanamaları
- Kronikleşmiş plevral ampiyem
- Nekrotizan zatürre hasarları
Pnömonektomi Çeşitleri Nelerdir ve Nasıl Sınıflandırılır?
Uygulanan cerrahi işlem hastalığın göğüs kafesi içindeki derinliğine, çevre dokulara olan yapışıklığına ve hastanın daha önce göğüs ameliyatı geçirip geçirmediğine göre farklı kategorilere ayrılır. Hastalığın akciğer dokusu içinde sınırlı kaldığı ve kalbi çevreleyen dış zara ulaşmadığı durumlarda standart yöntem uygulanır. Standart işlemde akciğer atardamarı, üst ve alt toplardamarlar ile ana bronş kalp zarının dışından sıyrılarak ayrılır ve kapatılır.
Tümörün veya yoğun iltihabi dokunun damarların kalbe girdiği kök kısmına kadar ilerlediği vakalarda genişletilmiş, yani intraperikardiyal yaklaşım devreye girer. Bu teknikte cerrah kalbi saran perikard zarını açar ve damarları doğrudan kalp boşluğunun hemen yanından kontrol altına alarak bağlar; gerekli hallerde göğüs duvarının bir bölümü, diyafram kası veya lenf bezleri de bu dokularla birlikte çıkarılır. En geniş kapsamlı girişim olan ekstraplevral yaklaşımda ise akciğer, akciğeri ve göğüs duvarını saran zarlar, kalp zarının bir kısmı ve o taraftaki diyafram kası tek bir blok halinde soyularak alınır. Bu yöntem özellikle akciğer zarı kanseri olan mezotelyomada veya kireçlenmiş ağır kronik göğüs boşluğu iltihaplarında tercih edilir.
Hastalığın yayılımına göre uygulanan başlıca cerrahi yöntemler şunlardır:
- Standart pnömonektomi
- İntraperikardiyal genişletilmiş pnömonektomi
- Ekstraplevral pnömonektomi
- Tamamlayıcı pnömonektomi
- Acil travma pnömonektomisi
Tamamlayıcı Pnömonektomi Nedir ve Neden Daha Zorludur?
Geçmişte akciğer kanseri veya iyi huylu bir hastalık nedeniyle akciğerinin yalnızca bir lobu ya da küçük bir segmenti alınmış olan hastalarda, yıllar sonra aynı tarafta kalan akciğer dokusunda yeni bir sorun ortaya çıkabilir. Geride kalan loblarda kanserin yeniden nüksetmesi, ikinci bir yeni akciğer kanserinin gelişmesi ya da kontrol altına alınamayan ağır bir enfeksiyon ve bronş fistülü oluşması durumunda, kalan akciğer dokusunun da çıkarılması işlemine tamamlayıcı pnömonektomi adı verilir.
Bu operasyon daha önce cerrahi müdahale görmemiş bir göğüs kafesinde çalışmaktan teknik olarak çok daha zahmetlidir. İlk ameliyatın iyileşme sürecinde oluşan sıkı doku yapışıklıkları, ana damarların etrafında gelişen sert bağ dokusu ve hastanın daha önce aldığı olası radyoterapi, normal anatomik sınırların silinmesine neden olur. Göğüs cerrahının bu yoğun yapışıklıklar arasında kalbe çok yakın olan ana damarları zedelemeden ayırması yüksek düzeyde deneyim ve titizlik gerektirir.
Tamamlayıcı operasyonu zorunlu kılan başlıca klinik tablolar şunlardır:
- Eski ameliyat bölgesinde tümör nüksü
- İkinci yeni akciğer kanseri
- Kalan loblarda ağır bronşektazi
- İyileşmeyen kronik bronş fistülleri
- Dirençli mantar apseleri
Pnömonektomi Öncesi Hangi Testler ve Değerlendirmeler Yapılır?
Ameliyat öncesinde en kritik aşama, hastanın operasyon sonrasında geride kalacak tek akciğerle yaşamını bağımsız ve rahat bir şekilde sürdürüp sürdüremeyeceğinin belirlenmesidir. Bu amaçla yapılandırılmış solunum ve kalp değerlendirme protokolleri adım adım uygulanır. İlk aşamada solunum fonksiyon testi yapılarak hastanın bir saniye içinde güçlü bir nefesle çıkarabildiği hava hacmi ve akciğerin oksijeni kana geçirme kapasitesi ölçülür. Her iki değerin de beklenen sağlıklı oranın yüzde sekseninin üzerinde çıkması, hastanın solunum rezervi açısından düşük risk grubunda olduğunu gösterir.
Bu değerlerden birinin yüzde seksenin altında kalması halinde, çıkarılacak olan hastalıklı akciğerin mevcut solunuma ne kadar katkı sağladığını görmek için kantitatif ventilasyon-perfüzyon sintigrafisi çekilir. Sintigrafi yardımıyla ameliyat sonrasında geride kalacak olan sağlam akciğerin tek başına üreteceği tahmini nefes kapasitesi hesaplanır. Hesaplanan bu tahmini değerlerin yüzde kırk sınırının üzerinde olması, kalan organın vücudun ihtiyacını karşılayabileceğine işaret eder. Değerlerin yüzde kırkın altında kaldığı sınır vakalarda ise hastanın egzersiz sırasında tükettiği maksimum oksijen miktarını ölçen kardiyopulmoner egzersiz testi uygulanır. Ayrıca ekokardiyografi ile sağ kalbin yapısı ve akciğer atardamarı basıncı incelenerek kalbin bu yeni dolaşım yüküne uygunluğu teyit edilir.
Ameliyat öncesinde hastanın kapasitesini ölçmek için uygulanan başlıca testler şunlardır:
- Solunum fonksiyon testi
- Karbonmonoksit difüzyon kapasitesi ölçümü
- Kantitatif ventilasyon perfüzyon sintigrafisi
- Kardiyopulmoner egzersiz testi
- Transtorasik ekokardiyografi
- Detaylı kan gazı analizleri
Pnömonektomi Yerine Akciğer Koruyucu Cerrahi Yapılabilir Mi?
Göğüs cerrahisinde onkolojik prensiplerden ödün vermeden hastanın sağlam akciğer dokusunu korumak her zaman öncelikli hedeftir. Geçmişte ana bronşun başlangıç kısmını veya akciğer atardamarının dallanma bölgesini tutan merkezi tümörlerde tek çare akciğerin bütünüyle alınması olarak görülürdü. Günümüzde ise gelişmiş cerrahi teknikler sayesinde, uygun anatomik yapıya sahip hastalarda manşon rezeksiyonu olarak da bilinen sleeve lobektomi yöntemi güçlü bir alternatif olarak uygulanır.
Sleeve lobektomi tekniğinde, tümörün tuttuğu hastalıklı lob ile birlikte ana nefes borusunun veya ana atardamarın tutulan silindirik bölümü kesilerek çıkarılır. Ardından geride kalan sağlam lobun bronşu ve damarı, ana nefes borusuna ve ana damar köküne uç uca yeniden dikilerek birleştirilir. Geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar, uygun vakalarda uygulanan bu koruyucu yöntemin tüm akciğerin alınmasına kıyasla ameliyat sonrası erken dönem riskleri belirgin ölçüde düşürdüğünü, uzun dönem kanser kontrolünü koruduğunu ve hastanın nefes kapasitesini çok daha iyi bir seviyede tuttuğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle anatomik ve patolojik olarak güvenli sınırların sağlanabildiği her hastada öncelikle bu koruyucu rekonstrüksiyon tekniği değerlendirilir.
Manşon rezeksiyonu adı verilen koruyucu cerrahinin sağladığı temel kazanımlar şunlardır:
- Sağlam akciğer dokusunun korunması
- Solunum kapasitesinin yüksek kalması
- Sağ kalp yükünün azalması
- Erken dönem cerrahi riskin düşmesi
- Günlük efor kalitesinin artması
Sağ Pnömonektomi ile Sol Pnömonektomi Arasında Ne Fark Vardır?
Sağ ve sol taraf ameliyatları, göğüs kafesi içindeki anatomik farklılıklar nedeniyle hem fizyolojik yük hem de iyileşme sürecindeki riskler açısından birbirinden ayrılır. Sağ akciğerin üç loblu olması ve toplam solunum kapasitesinin yüzde elli beşini oluşturması nedeniyle, sağ tarafın alınması solunum ve dolaşım sistemi üzerinde sol tarafa kıyasla daha ağır bir adaptasyon süreci doğurur.
Bunun yanı sıra iki tarafın ana hava yolu yapıları da farklıdır. Sağ ana bronş, sol ana bronşa göre daha geniş çaplıdır, daha kısadır ve nefes borusundan aşağıya doğru daha dik bir açıyla uzanır. Ayrıca sağ bronşun kesilip kapatıldığı bölgenin etrafında, dikiş hattını doğal olarak sarıp koruyacak çevre doku örtüsü daha azdır. Bu anatomik özellikler nedeniyle sağ taraf operasyonlarından sonra bronş dikiş hattında açılma ve hava kaçağı görülme oranı yaklaşık yüzde dokuz civarındayken, sol tarafta bu oran yüzde üç nokta dokuz seviyelerinde seyreder. Sol ana bronşun daha uzun olması ve büyük aort damarının kavsi altında göğüs orta hattı dokuları içine gömülü durması, sol taraftaki güdüğün doğal biçimde korunmasına yardımcı olur; ancak sol tarafta da atardamarın aortaya olan yakınlığı cerrahi ayrıştırma aşamasında dar bir alanda dikkatli çalışmayı gerektirir.
Sağ taraf ameliyatlarını anatomik olarak daha duyarlı kılan faktörler şunlardır:
- Gaz değişim payının büyüklüğü
- Sağ ana bronşun kısalığı
- Hava yolunun geniş çaplı yapısı
- Bronşun dikey uzanım göstermesi
- Çevresel koruyucu dokuların azlığı
Pnömonektomi Ameliyatı Nasıl Gerçekleştirilir?
Operasyon genellikle göğüs yan duvarından kaburgalar arasından girilerek yapılan açık torakotomi kesisiyle gerçekleştirilir; ancak tümörün boyutu ve yerleşimi uygun olan seçilmiş vakalarda kamera destekli kapalı yöntemler (VATS) veya robotik cerrahi sistemler de kullanılabilir. Cerrah göğüs boşluğuna ulaştıktan sonra öncelikle akciğere gelen ana atardamarı ve kanı kalbe geri götüren üst ve alt toplardamarları özenle ayırır, cerrahi stapler adı verilen özel kapama aletleriyle veya dikişlerle bağlayarak keser.
Damarların ayrılmasının ardından sıra ana bronşun kapatılmasına gelir. Bu aşamada ana bronş, nefes borusunun ikiye ayrıldığı karina noktasına olabildiğince yakın bir seviyeden kesilerek kapatılır. Bronş ucunun, yani güdüğün gereğinden uzun bırakılması, içeride kör bir cep oluşmasına ve bu cepte balgam birikerek dokunun kanlanmasının bozulmasına ve dikiş hattının açılmasına zemin hazırlar. Özellikle sağ taraf ameliyatlarında, ameliyat öncesi kemoradyoterapi görmüş hastalarda veya enfeksiyon nedeniyle opere edilen vakalarda kapatılan bronş ucu açıkta bırakılmaz; çevreden hazırlanan kanlanması güçlü canlı doku yamalarıyla sarılarak güvenceye alınır.
Kapatılan bronş güdüğünü güçlendirmek amacıyla kullanılan canlı doku yamaları şunlardır:
- Kaburgalar arası interkostal kas
- Göğüs duvarı iç zarı
- Kalp çevresi yağ dokusu
- Sırt kasından hazırlanan flepler
- Mediastinal yumuşak dokular
Pnömonektomi Sonrası Yoğun Bakım ve Sıvı Yönetimi Nasıl İşler?
Ameliyatın tamamlanmasının ardından hastalar ilk yirmi dört ila kırk sekiz saat boyunca kalp ve solunum fonksiyonlarının yakından izlenmesi amacıyla yoğun bakım ünitesinde takip edilir. Bu erken dönemde dikkat edilen en önemli konulardan biri sıvı dengesidir. Kalpten pompalanan kanın tamamı artık tek bir akciğerin kılcal damar ağına yöneldiği ve ameliyat bölgesindeki lenf kanallarının drenajı azaldığı için, hastaya fazla sıvı verilmesi kalan akciğerde ödem gelişmesine yol açabilir. Görülme sıklığı yüzde bir ila beş arasında olan bu ciddi tabloyu önlemek adına, ameliyat sırasında ve sonrasında titiz bir sıvı kısıtlaması uygulanır; hastanın damardan ve ağızdan aldığı günlük toplam sıvı miktarı genellikle bin beş yüz mililitre civarında tutulur.
Yoğun bakım sürecindeki bir diğer özel durum çıkarılan akciğerin geride bıraktığı boşluğun yönetimidir. Diğer akciğer ameliyatlarında içeride kalan lobların şişmesi için göğüs tüpüne vakumlu negatif basınç uygulanırken, bu ameliyatta geride genişleyecek bir akciğer dokusu bulunmaz. Boşluğa vakum uygulanması, kalbin ve ana damarların aniden ameliyat boşluğuna doğru çekilmesine, sağlam akciğerin sıkışmasına ve kalbe dönen kan akımının bozulmasına neden olabilir. Bu yüzden göğüs kafesi içindeki basıncı dengede tutan özel drenaj sistemleri kullanılır veya yerleştirilen tüp kapalı tutularak saatlik aralıklarla kontrollü biçimde açılır. Zaman içinde boşluktaki hava emilir, yerini vücut sıvısı ve organize bağ dokusu alır, diyafram yukarı yükselir ve kalp hafifçe o tarafa kayarak göğüs içinde yeni bir denge kurulur.
Yoğun bakım sürecinde hasta güvenliği için uygulanan temel yaklaşımlar şunlardır:
- Yakın kalp ve solunum takibi
- Günlük sıvı alımının sınırlandırılması
- Dengeli göğüs drenajı kullanımı
- Vakumlu negatif basınçtan kaçınılması
- Erken dönem ağrı kontrolü
Pnömonektomi Sonrası Görülebilecek Riskler Nelerdir?
Büyük çaplı bir girişim olması nedeniyle operasyon sonrasında genel komplikasyon oranları yüzde on sekiz ile yüzde otuz üç arasında değişkenlik gösterir. Bu risklerin başında, kapatılan bronş ucunun açılarak nefes borusu ile göğüs boşluğu arasında bir geçiş oluşması anlamına gelen bronkoplevral fistül gelir. İleri yaş, sağ taraf cerrahisi ve ameliyat öncesi alınan kemoradyoterapi bu riski artıran başlıca etkenlerdir. Hastada ani başlayan nefes darlığı, öksürükle pembe ve köpüklü balgam gelmesi ve röntgende göğüs boşluğundaki sıvı seviyesinin hızla düşmesi bu durumu düşündürür. Böyle bir tabloda, boşluktaki sıvının nefes borusundan sağlam akciğere kaçmasını önlemek için hasta derhal ameliyat olduğu taraf altta kalacak şekilde yan yatırılır, göğüs tüpü takılarak sıvı boşaltılır ve bronş ucunu onarmak veya göğüs boşluğunu temizlemek için Clagett penceresi gibi ileri cerrahi yöntemler devreye sokulur.
Bunun dışında ameliyat sonrası özellikle ikinci ve üçüncü günlerde, sağ kalp kulakçığının gerilmesine ve oksijen değişimlerine bağlı olarak kalp ritim bozuklukları gelişebilir; bu durum ritim düzenleyici ilaçlar ve elektrolit desteği ile kontrol altına alınır. Göğüs boşluğunda enfeksiyon gelişmesi (ampiyem), kesilen atardamar güdüğünde pıhtı oluşması ve kalp zarının geniş açıldığı vakalarda yama yapılmamışsa kalbin bu açıklıktan fıtıklaşması gibi durumlar da cerrahi ekibin yakından izlediği ve erken müdahale ettiği diğer klinik tablolardır.
Ameliyat sonrasında yakından izlenen olası tıbbi komplikasyonlar şunlardır:
- Bronkoplevral fistül gelişimi
- Kalp ritim bozuklukları
- Akciğer ödemi tablosu
- Göğüs boşluğu iltihabı
- Damar güdüğünde pıhtı oluşumu
- Kalbin perikard boşluğundan fıtıklaşması
Pnömonektomi Sonrası Normal Hayata Dönüş Süreci Nasıldır?
Geniş çaplı cerrahi serilerde ameliyat sonrası ilk otuz günlük yaşamsal risk yüzde altı nokta dokuz ile yüzde sekiz nokta bir civarında bildirilmektedir; yetmiş yaş üzerindeki hastalarda bu süreç daha yakın dikkat gerektirir. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri nedeniyle ameliyat edilen hastalarda beş yıllık sağkalım oranları ortalama yüzde otuz ile elli arasında değişmekte olup, bu süreyi belirleyen temel unsur hastalığın evresi ve göğüs orta hattındaki lenf bezlerinin durumudur. Erken evre olan Evre 1A olgularda beş yıllık sağkalım yüzde kırk sekiz seviyelerindeyken, Evre 1B’de yüzde kırk bir, Evre 2 ve Evre 3A’da yüzde yirmi dört ila otuz iki, daha ileri evrelerde ise yüzde on yedi civarında seyreder. Harap akciğer gibi iyi huylu hastalıklar nedeniyle ameliyat edilen kişilerde ise cerrahi süreç atlatıldıktan sonra kronik enfeksiyon ve kanama kaynağı ortadan kalktığı için uzun dönem yaşam kalitesi oldukça yüz güldürücüdür.
Vücudun tek akciğerle yaşama uyum sağlaması aşamalı olarak gerçekleşir. Ameliyatın hemen ertesi günü, akciğerde balgam birikmesini ve sönmeyi önlemek amacıyla hastalar yataktan kaldırılarak yürütülür, üç toplu nefes egzersiz cihazları kullandırılır ve yoğun solunum fizyoterapisi başlatılır. İlk iki ila dört ay içinde kalan akciğer hava hacmini genişletir ve kılcal damarlar yeni kan akımına alışır. Altıncı aydan itibaren organizma tek akciğerle yüksek verimliliğe ulaşır; merdiven çıkarken veya yürürken hissedilen nefes darlığı hafifler ve hastalar günlük yaşam aktivitelerini bağımsız biçimde sürdürebilecek düzeye gelirler.
Hastanın günlük yaşama uyumunu hızlandıran rehabilitasyon uygulamaları şunlardır:
- İlk gün yatak dışı yürüyüşler
- Üfleme cihazı ile nefes egzersizleri
- Etkin balgam çıkarma teknikleri
- Kademeli artan yürüyüş programları
- Kardiyopulmoner rehabilitasyon desteği
- Düzenli poliklinik kontrolleri
Sıkça sorulan sorular
Blog Yazıları
Akciğer Zarı Kanseri Olanların Yorumları ve Tedavi Deneyimleri
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu » Hasta Yorumları & Deneyimleri » Akciğer Zarı [...]
Eki
Pnömotoraks Ameliyatı Olanların Yorumları ve İyileşme Süreci
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu » Hasta Yorumları & Deneyimleri » Pnömotoraks Ameliyatı [...]
Eki
Timoma Ameliyatı Olanların Yorumları ve Hasta Deneyimleri
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu » Hasta Yorumları & Deneyimleri » Timoma Ameliyatı [...]
Eki
Akciğer Kisti Ameliyatı Olanların Yorumları ve İyileşme Süreci
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu » Hasta Yorumları & Deneyimleri » Akciğer Kisti [...]
Eki
Torasik Outlet Sendromu Ameliyatı Olanların Yorumları ve Deneyimleri
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu » Hasta Yorumları & Deneyimleri » Torasik Outlet [...]
Eki
Akciğer Parankimi Nedir? Yapısı, Görevleri ve Hastalıkları
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu » Göğüs Hastalıkları » Akciğer Parankimi Nedir? Yapısı, [...]
Eyl
Akciğerde Leke Neden Olur? Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu » Göğüs Hastalıkları » Akciğerde Leke Neden Olur? [...]
Eyl
Akciğer Ağrısı Neden Olur? Belirtileri ve Tedavisi
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu » Göğüs Hastalıkları » Akciğer Ağrısı Neden Olur? [...]
Eyl

