Akciğer kanserinin en sinsi 9 belirtisi, erken dönemde hafif ve özgül olmayan bulgularla ortaya çıkarak hastalığın geç fark edilmesine neden olan klinik işaretlerdir. Bu belirtiler arasında inatçı öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve açıklanamayan kilo kaybı yer alır ve çoğu zaman başka solunum yolu hastalıklarıyla karıştırılır.
Erken evre akciğer kanseri belirtileri genellikle hafif şiddette, süreklilik gösteren kuru öksürük ve eforla artan nefes darlığı şeklinde görülür. Sigara öyküsü bulunan bireylerde öksürük karakterinin değişmesi ve balgam miktarında artış klinik açıdan dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli bulgulardır.
Sigara içmeyenlerde akciğer kanseri bulguları çoğunlukla yorgunluk, iştahsızlık ve hafif göğüs rahatsızlığı gibi özgül olmayan semptomlarla seyreder. Pasif sigara maruziyeti, çevresel toksinler ve genetik yatkınlık bu grupta hastalığın gelişiminde rol oynayabilir ve belirtiler sinsi ilerleyebilir.
İleri evre akciğer kanserinde görülen sistemik belirtiler arasında kanlı balgam, şiddetli göğüs ağrısı, ses kısıklığı ve kemik ağrıları bulunur. Tümörün çevre dokulara veya uzak organlara yayılımı ile nörolojik semptomlar ve belirgin kilo kaybı gelişebilir; bu durum acil tıbbi değerlendirme gerektirir.
Geçmeyen Öksürük Neden Akciğer Kanserinin En Sinsi Belirtisi Kabul Edilir?
Öksürük, solunum yollarımıza kaçan yabancı maddeleri veya biriken salgıları temizlemek için vücudumuzun kullandığı son derece doğal ve hayati bir savunma mekanizmasıdır. Ancak bu doğal refleksi sinsi ve tehlikeli kılan ana unsur, özellikle uzun yıllardır tütün ürünleri kullanan kişilerin bu durumu standart ve zararsız bir alışkanlık olarak kanıksamasıdır. Sabahları uyanıldığında yaşanan o tanıdık boğaz temizleme ihtiyacı, maalesef içeride büyümekte olan tehlikeli bir kitlenin yarattığı yeni ve farklı bir öksürüğü maskeleyebilir.
İçeride işler değişmeye başladığında, akciğerin hava kanallarında büyüyen bir tümör, bronş adı verilen bu tüplerin iç boşluğunu daraltır. Hava yolunun daralması, akciğerin kendini temizlemek için ürettiği doğal sıvıların (mukus) dışarı atılamamasına ve içeride göllenmesine neden olur. Sürekli içeride kalan bu sıvı ve tümörün hava yolunun duvarında yarattığı fiziksel tahriş, solunum yollarında bitmek bilmeyen bir gıdıklanma ve kronik bir öksürük refleksi yaratır. Kişi bu durumu mevsimsel bir alerjiye, havaların soğumasına veya geçirilmiş ağır bir gribin kalıntısına bağlayarak haftalarca, bazen aylarca doktora gitmeyi erteler.
Özellikle yakından takip edilmesi gereken öksürük tipleri şunlardır:
- Kuru öksürük
- Balgamlı öksürük
- Şiddetlenen öksürük
- Uykudan uyandıran öksürük
Bu sayılan karakterlerdeki öksürükler, hava yollarında mekanik bir engelin veya ciddi bir tahrişin başladığını gösterir. Daha önceleri kuru olan bir öksürüğün zamanla yoğun balgamlı bir yapıya bürünmesi veya öksürük krizlerinin kişinin gece uykusunu bölecek kadar şiddetlenmesi, basit bir üşütme tablosundan çok daha fazlasına işaret eder.
Balgamda Kan Görülmesi Hangi Durumlarda Akciğer Kanseri Şüphesi Yaratır?
Tıbbi dilde hemoptizi olarak adlandırdığımız balgamla birlikte kan gelmesi durumu solunum sistemi hastalıkları içinde insanı en çok paniğe sevk eden belirtilerden biridir. Bu belirtinin sinsi tarafı, gelen kan miktarının her zaman filmlerdeki gibi korkutucu boyutlarda olmamasıdır. Bazen sadece tükürüğün içinde incecik pembe bir çizgi veya pas renginde ufak bir leke şeklinde kendini gösterir. İnsan psikolojisi genellikle kötü ihtimalleri reddetme eğiliminde olduğundan, bu durum sıklıkla sert öksürmeye bağlı boğaz tahrişi, diş eti kanaması veya burun arkası geniz akıntısı gibi daha masum sebeplerle açıklanmaya çalışılır.
Oysa akciğerde büyüyen bir tümör, kendi beslenmesini ve büyümesini sürdürebilmek için yepyeni damar ağları oluşturur. Tümörün kendi yarattığı bu yeni damarlar, normal insan anatomisindeki damarlar gibi sağlam ve esnek değildir; son derece kırılgan ve zayıf bir yapıya sahiptirler. Tümör kütlesi genişledikçe ve kişi öksürdükçe ortaya çıkan basınçla bu zayıf damar yapıları kolayca çatlar ve solunum yollarına kan sızmasına yol açar. Ayrıca tümör, komşuluğunda bulunan sağlıklı ana damarların duvarlarını da aşındırarak daha büyük kanamalara zemin hazırlayabilir.
Riskli kabul edilen kanama belirtileri aşağıdaki gibidir:
- Pembe çizgili balgam
- Pas renkli tükürük
- Taze kırmızı kan
- Pıhtılı kanama
Miktarı sadece bir damla dahi olsa, özellikle belirli bir yaşın üzerindeki bireylerde balgamda kan görülmesi kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Bu durum solunum yollarının içinin doğrudan bir kamera yardımıyla incelenmesini ve kanamanın gerçek kaynağının gözle görülerek tespit edilmesini gerektiren oldukça ciddi bir uyarıcıdır.
Göğüs, Sırt ve Omuz Ağrısı Akciğer Kanseriyle Nasıl Bir Bağlantıya Sahiptir?
Daha önce de bahsettiğimiz gibi, akciğerlerin kendi iç süngerimsi dokusunda ağrıyı hissetmemizi sağlayan sinir uçları bulunmaz. Bu nedenle akciğerin tam ortasında büyüyen bir tümör, çok büyük boyutlara ulaşana kadar hiçbir ağrı hissi yaratmaz. Ancak kitle, akciğerin iç kısımlarından dışarıya doğru büyüyüp, akciğeri bir zarf gibi saran ve ağrı sinirleri açısından oldukça zengin olan dış zarına (parietal plevra) veya doğrudan göğüs kafesini oluşturan kaburgalara ve kaslara ulaştığında işler değişir.
Özellikle derin nefes alıp verirken, gülerken, esnerken veya öksürürken batma şeklinde hissedilen keskin göğüs ağrıları, tümörün artık kendi sınırlarını aşıp etrafındaki hassas dokulara temas ettiğinin göstergesidir. Bunun çok daha sinsi bir versiyonu ise akciğerin en tepe noktasına yerleşen ve Pancoast tümörü adı verilen özel kitlelerdir. Bu tümörler, akciğerin en üst kısmından boyun bölgesine ve kola doğru giden devasa sinir ağına (brakiyal pleksus) baskı yaparlar.
Ağrının şiddetli olarak hissedildiği başlıca bölgeler şunlardır:
- Omuz başı
- Kürek kemiği altı
- Koltuk altı
- Kolun iç yüzü
- Boyun kökü
Bu bölgelerde ortaya çıkan ve ağrı kesicilere yanıt vermeyen inatçı ağrılar, hastaları aylar boyunca ortopedi veya fizik tedavi uzmanlarına yönlendirir. Kişi boyun fıtığı veya kas spazmı tedavisi görürken, asıl sorun olan akciğer tepesindeki kitle sessizce büyümeye devam eder. Bu nedenle fizik tedaviye rağmen geçmeyen sırt ve omuz ağrılarında mutlaka akciğerlerin durumu da radyolojik olarak gözden geçirilmelidir.
Merdiven Çıkarken Gelişen Nefes Darlığı Akciğer Kanserinin Habercisi Olabilir mi?
Nefes darlığı, vücudun oksijen ihtiyacının mevcut akciğer kapasitesiyle karşılanamadığı durumlarda ortaya çıkan rahatsız edici bir histir. Başlangıç aşamasında bu durum sadece efor sarf edildiğinde, örneğin birkaç kat merdiven çıkarken, yokuş yukarı yürürken veya ağır bir eşya taşırken kendini belli eder. Bu sinsi belirti, hastalar tarafından genellikle ilerleyen yaşa, son zamanlarda alınan fazla kilolara, hareketsiz bir yaşam tarzına veya genel bir kondisyon kaybına bağlanarak normalleştirilir.
Oysa efor kapasitesindeki bu ani veya sinsi düşüşün altında yatan çok mekanik bir neden olabilir. Hava yollarının (bronşların) içine doğru büyüyen bir tümör, havanın akciğerin derinliklerine inmesini engeller. Bu durum bir süre sonra tıkanan bölgenin arkasında kalan akciğer dokusunun tamamen sönmesine ve işlevini yitirmesine (atelektazi) yol açar. Sağlam kalan akciğer dokusu, vücudun oksijen ihtiyacını tek başına karşılamakta zorlandığı için kişi sürekli bir nefes açlığı çeker. Ayrıca nefes alıp verirken duyulan ıslık sesine benzer bir hırıltı (wheezing), havanın daralmış ve içi kısmen tıkanmış bir borudan zorlanarak geçtiğinin en bariz fiziksel kanıtıdır.
Nefes darlığına eşlik edebilecek diğer solunumsal sıkıntılar şunlardır:
- Hırıltılı solunum
- Islık sesi
- Göğüste sıkışma hissi
- Yüzeysel nefes alma
Bu belirtilerin varlığı, akciğerin mekanik kapasitesinin düştüğünü veya göğüs boşluğunda, akciğer zarları arasında sıvı birikerek akciğerin rahatça şişmesinin engellendiğini gösterir. Basit bir kondisyon kaybı sanılan bu durum aslında akciğerin fonksiyonel alanının hızla daraldığının çok net bir uyarısıdır.
Diyet Yapmadan Gerçekleşen Kilo Kaybı Akciğer Kanseri İçin Neden Önemli Bir İşarettir?
Kilo kaybı, özellikle günümüz toplumunda pek çok insanın ulaşmak istediği olumlu bir hedef gibi algılanabilir. Ancak bu kilo kaybı, kişinin beslenme düzeninde bilinçli bir değişiklik yapmaması, diyet uygulamaması veya fiziksel aktivitesini artırmamasına rağmen kendiliğinden gerçekleşiyorsa, vücutta işlerin hiç de yolunda gitmediğinin en büyük kanıtıdır. Kanser hücreleri, normal hücrelere kıyasla çok daha saldırgan ve hızlı bir çoğalma eğilimindedir. Bu inanılmaz hızdaki hücresel üretim, vücudun normalden çok daha fazla kalori ve enerji harcamasına neden olan “hipermetabolik” bir süreç yaratır.
Bununla birlikte sadece enerji harcaması artmaz; vücudun bağışıklık sistemi içerideki bu yabancı oluşumla savaşırken bazı özel kimyasal maddeler (sitokinler) salgılar. Bu kimyasal haberciler beyindeki iştah merkezine ulaşarak yeme isteğini tamamen baskılar. Kişi yemek yemeye çalışsa bile birkaç lokmadan sonra tokluk veya bulantı hisseder. Vücut, artan enerji ihtiyacını karşılamak için önce yağ depolarını, ardından da kas dokusunu eritmeye başlar.
Vücutta hızla azalan fiziksel değerler aşağıdaki gibidir:
- Toplam vücut ağırlığı
- Kas hacmi
- Deri altı yağ dokusu
- Fiziksel dayanıklılık
Kısa bir süre içinde, örneğin altı ay gibi bir zaman diliminde, vücut ağırlığının yüzde beşinden fazlasının istemsizce kaybedilmesi, tümörün sadece akciğerde kalmadığını, vücudun tüm enerji metabolizmasını sistemik olarak ele geçirdiğini gösteren son derece ciddi bir alarm durumudur.
Dinlenmekle Geçmeyen Yorgunluk Akciğer Kanserinde Nasıl Ortaya Çıkar?
Yoğun çalışma saatleri, stres ve uykusuzluk gibi faktörlerle ortaya çıkan günlük yorgunluk hissi, modern insanın en aşina olduğu durumlardan biridir. Ancak kanserle ilişkili yorgunluk, çok çalışmaktan veya uykusuz kalmaktan kaynaklanan yorgunluğa hiç benzemez. Bu durum iyi bir gece uykusuyla, uzun bir hafta sonu tatiliyle veya dinlenmekle geçmeyen; kişiyi sabah yataktan çıkamayacak, hatta giyinmek veya yemek yemek gibi en temel günlük ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak kadar bitkin düşüren kronik bir enerji tükenmişliği halidir.
Bu derin halsizliğin arkasında çok net fizyolojik sebepler yatar. Tümörün vücutta yarattığı kronik iltihaplanma (inflamasyon) durumu bedenin tüm enerjisini tüketir. Daha da önemlisi, tümörün neden olduğu mikro kanamalar veya kanser hücrelerinin kemik iliğinin sağlıklı kan üretme yeteneğini bozması sonucunda ciddi bir kansızlık (anemi) tablosu gelişir. Kan hücrelerinin sayısının azalması, dokulara ve kaslara ihtiyaç duydukları oksijenin taşınamaması anlamına gelir.
Yorgunluğa eşlik eden fiziksel değişimler şunlardır:
- Sürekli uyku hali
- Konsantrasyon bozukluğu
- Çarpıntı
- Soluk cilt rengi
Motoru güçlü ama yakıtı bitmiş bir araç gibi, vücut oksijensiz kaldığında en ufak bir harekette dahi motoru durdurma noktasına gelir. Sebebi bulunamayan ve giderek derinleşen bu bitkinlik hissi, basit bir vitamin eksikliği sanılarak aylarca geçiştirilmemeli, altta yatan gerçek neden araştırılmalıdır.
İki Haftadan Uzun Süren Ses Kısıklığı Akciğer Kanseri Açısından Neden Risklidir?
Ses tellerimizin düzgün çalışmasını, konuşmamızı ve hatta nefes borumuza yemek kaçmasını engelleyen çok özel bir sinirimiz vardır. Bu sinirin (nervus laryngeus recurrens) insan anatomisindeki rotası oldukça ilginçtir. Beyinden çıktıktan sonra doğrudan boyundaki ses tellerine gitmek yerine, göğüs kafesinin içine kadar iner, kalbin büyük damarlarının etrafından dolanır ve tekrar yukarıya, gırtlağa doğru çıkar. Bu uzun ve dolambaçlı yolculuk, aslında ses tellerini kontrol eden bu siniri göğüs boşluğundaki hastalıklara karşı son derece savunmasız hale getirir.
Özellikle sol akciğerin üst kısımlarına yerleşmiş bir tümör veya kanser hücrelerinin sıçrayarak büyüttüğü göğüs boşluğundaki lenf bezleri, bu sinirin yoluna çıkarak ona mekanik bir baskı yapabilir. Sinirin tümör tarafından sıkıştırılması veya yapısal olarak hasar görmesi, ses tellerinden birinin felç olmasına ve hareket edememesine yol açar. Sonuç olarak kişinin sesi aniden çatallanır, kısılır ve fısıltı şeklinde çıkmaya başlar.
Ses kısıklığının farklı nedenleri şunlardır:
- Gribal enfeksiyonlar
- Ses tellerinde nodül
- Mide reflüsü
- Sinir tahribatı
Eğer ses kısıklığı aşırı bağırmaya, soğuk algınlığına veya reflüye bağlı değilse ve iki haftayı geçmesine rağmen hiçbir düzelme göstermiyorsa, sorunun boyunda değil göğüs kafesinin derinliklerinde aranması gerektiği akıldan çıkarılmamalıdır.
Sık Tekrarlayan Zatürre ve Bronşit Atakları Akciğer Kanseri Belirtisi midir?
Özellikle erişkin yaş grubunda, sürekli olarak aynı akciğer bölgesinde tekrarlayan veya güçlü antibiyotik tedavilerine rağmen radyolojik filmlerde tamamen temizlenmeyen zatürre (pnömoni) ve bronşit atakları, hekimler için son derece şüpheli bir durumdur. Bu kısır döngü, tümörün hava yollarında yarattığı fiziksel bir tıkanıklıktan kaynaklanır.
Akciğerdeki hava borularından birini içeriden tıkayan bir tümör, adeta bir nehrin önüne çekilen bir baraj görevi görür. Tümörün arkasında, akciğerin daha derin kısımlarında üretilen doğal salgılar ve sıvı dışarı atılamaz. Sürekli karanlık, nemli ve sıcak kalan bu tıkalı bölge, bakterilerin hızla çoğalması için mükemmel bir ortam yaratır. Hasta ateş, öksürük ve koyu renkli balgam şikayetiyle başvurur; zatürre tanısı alarak antibiyotik kullanmaya başlar.
Kullanılan tedavi yöntemleri şunlardır:
- Antibiyotik ilaçlar
- Balgam sökücüler
- Ateş düşürücüler
- Nefes açıcı spreyler
Antibiyotikler o anki bakterileri öldürerek enfeksiyonu kısmen baskılar ve hasta kendini iyileşmiş hisseder. Ancak “baraj” yani tümör hala orada durduğu için, kısa bir süre sonra o bölgede tekrar sıvı birikir ve enfeksiyon yeniden alevlenir. Bu sinsi döngü, asıl tehlike olan tümörün aylarca “basit bir kış enfeksiyonu” maskesi altında gizlenmesine ve zaman kaybedilmesine neden olur.
Parmak Uçlarındaki Çomaklaşma Akciğer Kanseri Hakkında Bize Ne Söyler?
Tıp dilinde “clubbing” yani çomak parmak oluşumu, vücuttaki oksijensizliğin veya akciğer hastalıklarının dışarıdan görülebilen en ilginç ve objektif bulgularından biridir. Bu durum el ve ayak parmak uçlarındaki yumuşak dokunun zamanla şişerek kalınlaşması, tırnak yatağının sünger gibi yumuşaması ve tırnakların saat camı gibi bombeli, aşağı doğru kıvrık bir şekil almasıyla karakterizedir.
Çomaklaşma genellikle aylar hatta yıllar içinde çok yavaş geliştiği ve kişiye hiçbir ağrı veya sızı vermediği için, hastalar tarafından genellikle yaşlanmaya bağlı estetik bir değişiklik veya romatizmal bir başlangıç olarak görülüp önemsenmez. Oysa bu fiziksel değişim, kanda dolaşan oksijen seviyesinin kronik olarak düşük olmasının veya doğrudan tümör hücreleri tarafından kana salgılanan bazı anormal büyüme hormonlarının parmak uçlarındaki kılcal damarları genişletmesinin bir sonucudur.
Çomaklaşmanın fiziksel özellikleri şunlardır:
- Tırnak kökünde yumuşama
- Tırnak açısında bozulma
- Parmak ucunda şişme
- Kaşık tırnak görünümü
Bir muayene sırasında hastanın ellerinde bu tür bir şekil değişikliği fark edilmesi, akciğerlerin derinliklerinde yapısal bir bozukluğun, muhtemel bir kitlenin veya ciddi bir oksijenlenme probleminin varlığına işaret eden çok güçlü bir klinik ipucudur ve ileri tetkik gerektirir.
Akciğer Kanseri Şüphesinde Hangi Modern Tanı Yöntemleri Kullanılır?
Yukarıda detaylandırdığımız sinsi belirtilerden biri veya birkaçıyla karşılaşıldığında, kesin tanı koymak ve hastalığın hangi aşamada olduğunu belirlemek (evreleme) için teknolojik donanımı yüksek tanı araçlarına başvurulur. Amacımız, sadece kitlenin varlığını görmek değil karakterini, cinsini ve vücudun başka yerlerine gidip gitmediğini milimetrik düzeyde haritalandırmaktır.
İlk adım genellikle akciğerin iç yapısını üç boyutlu olarak gösteren Bilgisayarlı Tomografi (BT) çekimidir. Tomografi, kitlenin boyutunu ve ana damarlarla olan komşuluğunu gösterir. Eğer tomografide şüpheli bir leke görülürse, kitlenin metabolik olarak aktif (yani canlı ve saldırgan) olup olmadığını anlamak için PET-BT adı verilen özel bir tarama cihazı kullanılır. Ancak hiçbir görüntüleme yöntemi kesin kanser tanısı koyduramaz; kesin tanı her zaman o kitleden küçük bir parça (biyopsi) alınarak mikroskop altında incelenmesiyle konur.
Tanı ve biyopsi için kullanılan araçlar şunlardır:
- Fiberoptik Bronkoskopi
- Endobronşiyal Ultrasonografi
- İğne biyopsisi
- Mediastinoskopi
Bronkoskopi işlemi, ucunda ışık ve kamera olan ince, bükülebilir bir hortumla nefes borusundan girilerek hava yollarının içinin doğrudan televizyon ekranından izlenmesidir. Eğer tümör hava yolunun içindeyse bu yöntemle kolayca parça alınır. Eğer kitle hava yolunun dışında, göğüs boşluğunun derinliklerindeyse, yine hava yolundan girilip duvarın arkasını gösteren ultrason destekli EBUS cihazı kullanılarak lenf bezlerinden iğneyle örnekler toplanır.
Akciğer Kanserinde Cerrahi Tedavi Seçenekleri Nelerdir?
Akciğer kanserinde en yüz güldürücü sonuçlar, hastalığın henüz çevre dokulara veya uzak organlara yayılmadığı, yani erken evrelerde yakalandığı durumlarda yapılan cerrahi müdahalelerle elde edilir. Cerrahinin temel amacı, içerideki tümörü sağlam doku sınırlarıyla birlikte tamamen vücuttan çıkarmak ve hastalığın tekrar etme riskini en aza indirmektir.
Cerrahi operasyonun büyüklüğü; tümörün akciğer içindeki tam konumuna, santimetre cinsinden büyüklüğüne ve hastanın ameliyat sonrası kalan akciğer kapasitesiyle rahatça nefes alıp alamayacağına göre belirlenir. Sağ akciğerimiz üç ayrı parçadan (lob), sol akciğerimiz ise iki ayrı parçadan oluşur. Dünya genelinde akciğer kanseri cerrahisinde kabul gören en standart ve başarılı yöntem tümörün içinde bulunduğu lobun bütün olarak çıkarılmasıdır.
Cerrahi müdahale türleri aşağıdaki gibidir:
- Lobektomi
- Segmentektomi
- Kama rezeksiyonu
- Pnömonektomi
Eğer hastanın yaşı çok ileriyse, ağır kalp hastalıkları veya KOAH gibi yandaş sorunları varsa ve koca bir lobun alınmasını kaldıramayacak durumdaysa, sadece tümörün bulunduğu küçük dilimin çıkarıldığı segmentektomi gibi akciğer koruyucu cerrahiler tercih edilir. Tümörün çok merkezi yolları tuttuğu nadir durumlarda ise sol veya sağ akciğerin tamamının alınması (pnömonektomi) gerekebilir.
Kapalı Akciğer Ameliyatları Hastanın İyileşme Sürecine Nasıl Katkı Sağlar?
Geçmiş yıllarda akciğer ameliyatları, hastanın sırtından göğsüne doğru uzanan geniş bir kesi yapılarak ve kaburgaların özel aletlerle birbirinden zorla uzaklaştırıldığı açık ameliyatlarla (torakotomi) gerçekleştirilirdi. Ancak modern tıbbın sunduğu teknolojik imkanlar sayesinde, bugün akciğer kanseri ameliyatlarının çok büyük bir kısmı kapalı yöntemlerle, yani “Minimal İnvaziv Cerrahi” teknikleriyle yapılmaktadır.
VATS ve Robotik Cerrahi (RATS) olarak bilinen bu tekniklerde, göğüs kafesinde devasa kesiler açılmaz. Bunun yerine, kaburgaların arasından açılan bir veya birkaç küçük delikten (1-2 cm) içeriye yüksek çözünürlüklü kameralar ve çok ince, uzun cerrahi aletler yerleştirilir. Cerrah, hastanın iç anatomisini dev ekranlarda, dokuları büyüterek izler ve tümörlü dokuyu bu küçük deliklerden dışarı çıkarır.
Kapalı cerrahinin sağladığı faydalar şunlardır:
- Düşük ağrı seviyesi
- Hızlı yara iyileşmesi
- Kısa hastanede kalış
- Günlük hayata hızlı dönüş
- Azalmış komplikasyon riski
Kaburgaların kesilmemesi ve göğüs kaslarının bütünlüğünün korunması, hastanın ameliyat sonrasında hissettiği ağrıyı inanılmaz ölçüde azaltır. Daha az ağrı çeken hasta, ameliyatın ertesi günü ayağa kalkıp yürüyebilir, akciğerlerini korumak için gerekli olan derin nefes alma egzersizlerini çok daha rahat yapar. Bu sayede taburculuk süresi haftalardan günlere iner ve hastalar ameliyat olduklarını neredeyse unutarak normal yaşantılarına, işlerine veya eğer gerekiyorsa onkolojik tedavilerine çok daha zinde bir şekilde başlarlar.
Sıkça Sorulan Sorular
Akciğer kanseri erken evrelerde çoğu zaman belirti vermeyebilir. Hafif öksürük, yorgunluk veya nefes darlığı gibi belirtiler farklı hastalıklarla karıştırılabildiği için tanı gecikebilir ve hastalık sessiz ilerleyebilir.
Uzun süredir devam eden veya karakter değiştiren öksürük akciğer kanserinin önemli belirtilerinden biri olabilir. Özellikle sigara kullanan kişilerde kalıcı öksürük mutlaka uzman tarafından değerlendirilmelidir.
İstemsiz kilo kaybı, vücudun enerji dengesini etkileyen birçok kanser türünde görülebilir. Diyet yapmadan veya yaşam tarzını değiştirmeden kilo vermek, ayrıntılı tıbbi inceleme gerektiren bir durum olabilir.
Tümörün hava yollarını daraltması veya akciğer kapasitesini etkilemesi nefes darlığına yol açabilir. Başlangıçta yalnızca efor sırasında hissedilen bu belirti zamanla günlük aktiviteleri de etkileyebilir.
Kanlı balgam farklı akciğer hastalıklarında ortaya çıkabilse de akciğer kanserinin dikkat edilmesi gereken belirtilerinden biridir. Miktarı az olsa bile görüldüğünde gecikmeden uzman değerlendirmesi yapılmalıdır.
Uzun süre devam eden halsizlik ve enerji kaybı akciğer kanserinin sinsi belirtileri arasında yer alabilir. Bu şikayetler birçok nedenle ortaya çıkabileceğinden altta yatan sebebin araştırılması önemlidir.
Göğüs ağrısı bazen derin nefes alırken artabilir veya sürekli bir rahatsızlık hissi şeklinde ortaya çıkabilir. Özellikle uzun süren ve açıklanamayan ağrılar tıbbi değerlendirme gerektirebilir.
Akciğerlerdeki bazı tümörler ses tellerini kontrol eden sinirleri etkileyebilir. Bu durumda uzun süre devam eden ses kısıklığı gelişebilir ve özellikle sigara kullanan kişilerde dikkatle incelenmelidir.
Sık tekrarlayan zatürre veya bronşit atakları bazı durumlarda hava yollarını etkileyen bir tümörle ilişkili olabilir. Özellikle aynı bölgede tekrarlayan enfeksiyonlar ayrıntılı inceleme gerektirebilir.
Geçmeyen öksürük, nefes darlığı, kanlı balgam veya açıklanamayan kilo kaybı gibi belirtiler varlığında göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Erken değerlendirme tanı ve tedavi süreci açısından büyük önem taşır.

Prof. Dr. Alper Fındıkcıoğlu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup göğüs cerrahisi ihtisasını Dr. Siyami Ersek Hastanesi’nde tamamlamıştır. Akademik kariyerine 2005 yılında Başkent Üniversitesi’nde başlamış; 2014’te doçent, 2022’de profesör unvanını almıştır. Akciğer kanseri, göğüs duvarı hastalıkları ve minimal invaziv cerrahi konularında geniş deneyime sahiptir. 2024 yılından itibaren mesleki çalışmalarını Acıbadem Hastanesi’nde sürdürmektedir.

