Akciğerde skuamöz hücreli karsinom, küçük hücre dışı akciğer kanserlerinin (KHDAK) alt tiplerinden biridir ve genellikle büyük bronşlara yakın bölgelerde gelişir. Bu tümör tipi, çoğunlukla sigara kullanımı ile ilişkilidir ve erkeklerde daha sık görülür.
Skuamöz hücreli karsinomun karakteristik özelliği, yassı epitel hücrelerinden kaynaklanmasıdır. Bu hücreler normalde hava yollarının iç yüzeyinde yer alır. Tümör büyüdükçe hava yolunu tıkayarak öksürük, kanlı balgam ve nefes darlığı gibi belirtilere yol açabilir.
Bu kanser tipi genellikle daha yavaş büyür ve erken evrede bölgesel kalma eğilimindedir. Ancak zamanla lenf nodlarına ve uzak organlara metastaz yapabilir. Tanı için görüntüleme, bronkoskopi ve biyopsi gibi yöntemlerle histopatolojik inceleme yapılır.
Tedavi süreci, evreye göre cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik tedavileri içerebilir. Erken evrelerde cerrahi şans daha yüksektir. İleri evrelerde ise kombine tedavi stratejileri ile yaşam süresi ve kalitesi artırılmaya çalışılır.
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Hastalığının Temel Nedenleri ve Risk Faktörleri Nelerdir?
Bu hastalığın ortaya çıkışında hücresel yapıyı bozan pek çok farklı unsurdan söz etmek mümkün olsa da tüm dünyada ve ülkemizde bilimsel olarak kanıtlanmış en güçlü etken tütün ve tütün ürünlerinin kullanımıdır. Soluduğumuz hava yolları, normal şartlarda dışarıdan gelen toz ve mikropları temizlemekle görevli çok hassas bir örtü ile kaplıdır. Ancak yıllar boyunca içilen her bir sigarayla birlikte solunan binlerce zararlı kimyasal madde, bu hassas örtüye doğrudan ve sürekli bir saldırı düzenler. Zamanla bu kimyasallar hücrelerin genetik şifresini bozarak kanserleşme sürecini başlatır. Öyle ki hayatı boyunca tütün ürünü kullanmamış bireylerde bu özel kanser türünün görülme ihtimali istatistiksel olarak yok denecek kadar azdır.
Risk tablosu sadece kişinin kendi içtiği sigarayla da sınırlı kalmamaktadır. Başkalarının içtiği sigaranın dumanına uzun yıllar boyunca pasif olarak maruz kalmak, tıpkı aktif içicilikte olduğu gibi akciğerlerdeki hücresel hasarı tetikleyen çok ciddi bir tehlikedir. Özellikle kapalı ortamlarda bu dumana maruz kalan bireylerde hücresel bozulma süreci sessizce ilerleyebilir.
Bunun yanı sıra yaşam alanlarımızda veya çalışma ortamlarımızda soluduğumuz bazı gözle görülmeyen maddeler de büyük risk yaratır. Örneğin toprakta doğal olarak bulunan ve bina temellerinden evlerimizin içine sızabilen renksiz, kokusuz radyoaktif radon gazı, akciğer sağlığını tehdit eden çok önemli bir faktördür. Benzer şekilde sanayi kollarında kullanılan asbest, arsenik, nikel, krom ve çeşitli kömür türevi kimyasallara mesleki olarak uzun yıllar koruyucu ekipman olmadan maruz kalmak, hava yollarında onarılması güç hasarlar bırakır. Ayrıca önceden geçirilmiş ağır akciğer enfeksiyonları veya kronik bronşit, amfizem gibi akciğer dokusunu uzun vadede yıpratan hastalıklar da hücresel değişime zemin hazırlayan etmenler arasında sayılmaktadır.
Hastalığa zemin hazırlayan en temel risk faktörleri şunlardır:
- Aktif sigara kullanımı
- Pasif içicilik
- Radon gazı
- Asbest
- Arsenik
- Nikel
- Krom
- İleri yaş
- Genetik yatkınlık
- Kronik akciğer hastalıkları
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Hücresel Boyutta Nasıl Başlar ve Gelişir?
Hastalığın gelişim süreci, bir anda ortaya çıkan bir durumdan ziyade, hücresel düzeyde yıllar süren bir mücadelenin ve nihayetinde bu mücadelenin kaybedilmesinin bir sonucudur. Sağlıklı bir nefes borusunun iç yüzeyi, üzerinde süpürge benzeri tüycükler bulunan hücrelerle kaplıdır. Bu tüycükler akciğere giren yabancı maddeleri dışarı atmak için sürekli çalışır. Ancak yoğun tütün dumanı veya kimyasal gazlar bu tüycüklü hücreleri tahrip ettiğinde, vücut harika bir savunma mekanizması geliştirerek bu narin hücrelerin yerine dış etkilere çok daha dayanıklı, yassı ve sert yapılı “skuamöz” hücreleri üretmeye başlar. Bu değişime tıpta metaplazi adı verilir ve aslında vücudun kendini koruma çabasıdır.
Ne var ki zararlı maddelere maruziyet yıllar boyu kesintisiz devam ettiğinde, vücudun bu koruma kalkanı da hasar görmeye başlar. Yeni oluşan bu dayanıklı yassı hücreler, sürekli kimyasal bombardıman altında şekil değiştirmeye, düzensizleşmeye ve genetik yapılarını kaybetmeye başlarlar. Hücrelerin tamamen normal görünümden uzaklaştığı ancak henüz bulundukları sınırı aşmadıkları bu aşama, hastalığın ilk sessiz adımlarıdır.
Sürecin son ve en tehlikeli aşamasında ise, genetiği tamamen bozulan ve artık durdurulamaz bir şekilde çoğalma yeteneği kazanan bu hücreler, bulundukları yüzeyi aşarak akciğerin daha derin dokularına doğru kök salmaya başlarlar. Bu noktadan itibaren tümör kitlesi giderek büyür. Skuamöz hücreli karsinomun en çok dikkat edilmesi gereken özelliklerinden biri de budur; büyüyen kitle zamanla etrafındaki lenf kanallarına ve kan damarlarına sızma eğilimi gösterir. Bu damar yollarına ulaşıldığında, kanser hücrelerinin vücudun diğer bölgelerine taşınma riski ortaya çıkar.
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Varlığında Hastalarda Hangi Belirtiler Gözlemlenir?
Bu hastalık, anatomik olarak nefes borusuna ve onun ayrıldığı büyük dallara yerleştiği için, hastanın hayat kalitesini etkileyen şikayetler genellikle hastalığın ilk dönemlerinde kendini hissettirmeye başlar. Akciğerin en uç kısımlarında gelişen kanser türleri uzun süre sessiz kalabilirken, merkezi hava yollarını tıkayan veya tahriş eden skuamöz hücreli karsinom, solunum fonksiyonlarını doğrudan sekteye uğratır.
Hastaları hekime yönlendiren en temel şikayet, bir türlü geçmek bilmeyen ve karakter değiştiren inatçı öksürüktür. Özellikle uzun yıllardır sigara içen bireyler, sabahları yaşadıkları öksürüğü kanıksadıkları için bu durumu önemsemeyebilirler. Ancak tümör hava yolunun içinde büyüdükçe öksürüğün şiddeti artar, gün boyu devam eder ve hastayı uykusundan uyandıracak boyutlara ulaşır. Tümörün hava yolunun iç yüzeyini döşeyen damarlı dokuyu aşındırması sonucunda ise balgamda kan görülmesi durumu ortaya çıkar ki bu oldukça uyarıcı ve ciddiye alınması gereken bir belirtidir.
Kitlenin nefes borusunun içinde bir tıkaç gibi büyümesi, havanın akciğerlere giriş çıkışını zorlaştırır. Bu durum hastada başlangıçta sadece efor sarf ederken, ilerleyen zamanlarda ise dinlenirken bile ortaya çıkan nefes darlığına ve soluk alıp verirken duyulan ıslık benzeri hırıltılara neden olur. Ayrıca tıkanan hava yolunun arka kısmında balgam ve salgılar birikerek bakteriler için ideal bir üreme ortamı oluşturur. Bu da hastanın sürekli olarak antibiyotik tedavilerine rağmen tam iyileşmeyen veya çok sık tekrarlayan zatürre benzeri akciğer enfeksiyonları geçirmesine yol açar. Tümör akciğerin dış zarına veya göğüs duvarına temas etmeye başladığında ise derin nefes almakla batan, künt ve sürekli bir göğüs ağrısı hissi tabloya eklenir.
Hastalıkla ilişkili olarak hastaların yaşadığı başlıca belirtiler şunlardır:
- İnatçı öksürük
- Kanlı balgam
- Nefes darlığı
- Hırıltılı solunum
- Göğüs ağrısı
- Ses kısıklığı
- Yutkunma güçlüğü
- Tekrarlayan enfeksiyonlar
- İştahsızlık
- Kilo kaybı
- Aşırı yorgunluk
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Şüphesinde Hangi Radyolojik Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?
Hastalar solunum sıkıntıları veya kanlı balgam gibi şikayetlerle başvurduğunda, hastalığın varlığını tespit etmek ve nerede yerleştiğini haritalandırmak için modern radyolojik görüntüleme teknolojilerinden faydalanılır. Bu süreçte ilk ve en temel adım, göğüs kafesinin içini milimetrik kesitler halinde gösteren bilgisayarlı tomografidir. Tomografi, akciğerin içindeki havayı, damarları ve dokuları muazzam bir netlikle ortaya koyar. Merkezi hava yollarında yer alan şüpheli bir kitle, bu kitlenin yol açtığı tıkanıklıklar veya akciğer sönmeleri tomografi ekranında açıkça izlenir. Skuamöz hücreli karsinomlar genellikle iç kısımları bozulmuş, boşluklu bir yapı gösteren belirgin kitleler halinde tomografiye yansır.
Tomografide şüpheli bir yapı tespit edildikten sonra, bu kitlenin biyolojik davranışını, ne kadar aktif olduğunu ve vücudun başka bir yerine yayılıp yayılmadığını anlamak için mutlaka pozitron emisyon tomografisi, yani halk arasındaki adıyla PET çekimi yapılır. Bu yöntemin temel mantığı kanser hücrelerinin enerji tüketim alışkanlıklarına dayanır. Kanser hücreleri çok hızlı bölünüp çoğaldıkları için normal dokulara kıyasla muazzam miktarda şeker tüketirler. Hastaya damar yoluyla verilen radyoaktif işaretli şeker molekülleri, tüm vücutta dolaşır ve kanserli hücreler tarafından yoğun bir şekilde emilir. Cihaz bu şeker birikimini tespit ederek tümörün yerini parlak bir şekilde işaretler. Bu sayede sadece akciğerdeki asıl kitle değil lenf bezlerindeki veya uzak organlardaki olası şüpheli alanlar da tek bir çekimde taranmış olur.
Ayrıca özellikle bu tür tümörlerde sinir sistemine yönelik herhangi bir şikayet olmasa bile, hastalığın doğası gereği beyin dokusuna yönelik bir risk her zaman bulunduğundan, beyin yapısını radyasyon içermeyen manyetik dalgalarla en ince ayrıntısına kadar gösteren kraniyal manyetik rezonans (MR) incelemesi de tanı aşamasının ayrılmaz bir parçasıdır.
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Kesin Tanısı İçin Hangi Biyopsi Yöntemleri Uygulanır?
Radyolojik görüntüler ne kadar net ve şüpheli olursa olsun, bir hastaya kesin olarak kanser tanısı koyabilmek ve hastalığın hangi alt tipe ait olduğunu belirleyebilmek için o şüpheli dokudan mutlaka mikroskobik inceleme yapılmak üzere örnek alınması şarttır. Skuamöz hücreli karsinom çoğunlukla merkezi nefes borularında bulunduğu için, bu örnekleme işlemi genellikle bronkoskopi adı verilen oldukça güvenilir ve pratik bir yöntemle gerçekleştirilir.
Bronkoskopi işlemi sırasında, ucunda küçük bir kamera ve ışık kaynağı bulunan, son derece ince ve bükülebilir bir tüp yardımıyla hastanın solunum yollarına girilir. Ekrandan nefes borusunun iç yüzeyi doğrudan gözlemlenir. Tümörlü doku görüldüğünde, bu tüpün içinden gönderilen milimetrik aletlerle dokudan küçük parçalar koparılır veya özel fırçalarla hücre örnekleri toplanır. Bu işlem genellikle hastaya rahatlatıcı ilaçlar verilerek yapıldığı için hasta herhangi bir ağrı hissetmez.
Ancak bazen hastalığın sadece ana kitlede değil göğüs boşluğunun tam ortasında, yani iki akciğerin arasında kalan alandaki lenf bezlerinde de şüpheli tutulumları olabilir. İşte bu gibi durumlarda tıbbın en yenilikçi yöntemlerinden biri olan endobronşiyal ultrasonografi devreye girer. Bu sistemde, bronkoskopun uç kısmına yerleştirilmiş minik bir ultrason cihazı bulunur. Hekim hava yolunun içindeyken bu ultrason sayesinde hava yolunun duvarının arkasında kalan, gözle görülmeyen lenf bezlerini ekranda inceler. doğru noktayı bulduğunda, yine aynı tüpün içinden ince bir iğne göndererek doğrudan hedeflenen lenf bezinden örnek alır. Çok nadiren de olsa tümör akciğerin çok dış kısımlarındaysa, bu kez hastanın sırtından veya göğsünden tomografi kılavuzluğunda ince bir iğne ile girilerek tümörden doğrudan parça alınabilir.
Kullanılan başlıca tanı yöntemleri şunlardır:
- Akciğer röntgeni
- Bilgisayarlı tomografi
- Pozitron emisyon tomografisi
- Manyetik rezonans
- Fiberoptik bronkoskopi
- Endobronşiyal ultrasonografi
- İğne biyopsisi
- Patolojik inceleme
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Evrelemesi Nasıl Yapılır ve Neden Önemlidir?
Tanı kesinleştikten sonraki en hayati adım, hastalığın vücuttaki yaygınlık derecesini net bir şekilde belirlemektir. Evreleme adı verilen bu süreç hastaya uygulanacak tedavinin yol haritasını çizen en temel unsurdur. Göğüs cerrahisi uzmanları bir hastanın ameliyat edilip edilemeyeceğine, ameliyatın sınırlarının ne olacağına ve hangi ek tedavilere ihtiyaç duyulacağına tamamen bu evreleme haritasına bakarak karar verirler. Bu haritalandırma tüm dünyada ortak olarak kullanılan, tümör, lenf bezi ve sıçrama durumunu değerlendiren uluslararası bir sistem üzerinden yapılır.
Birinci faktör tümörün kendi fiziksel özellikleridir. Tümörün çapının kaç santimetre olduğu, akciğer içinde ne kadar bir alanı kapladığı ve etrafındaki göğüs duvarı, kalp zarı veya ana nefes borusu gibi kritik dokulara yapışık olup olmadığı tek tek incelenir. Tümörün boyutu küçüktükçe ve çevre dokulara zararı azaldıkça cerrahi müdahalenin başarı şansı o derece yükselir.
İkinci ve ameliyat kararını en çok etkileyen faktör ise bölgesel lenf bezlerinin durumudur. Lenf sistemi vücudun atık ve savunma ağıdır. Kanser hücreleri bulundukları yerden kopup ilk olarak akciğerin içindeki lenf bezlerine, oradan da ilerleyerek iki akciğer arasındaki ana lenf bezlerine ulaşabilirler. Hastalığın kendi tarafındaki lenf bezlerinde sınırlı kalması durumunda cerrahi tedavi güçlü bir seçenekken, kanserin göğüs boşluğunun tam karşısına, diğer akciğerin tarafındaki lenf bezlerine veya boyun bölgesine ulaşması durumunda cerrahiden önce mutlaka ilaç tedavilerine başvurulması gerekir.
Üçüncü faktör ise hastalığın akciğer sınırlarını tamamen aşarak beyin, karaciğer, böbrek üstü bezleri veya kemikler gibi uzak organlara ulaşıp ulaşmadığıdır. Skuamöz hücreli karsinom erken fark edildiğinde sadece akciğerde sınırlı kalma eğiliminde olsa da uzak organlara sıçrama tespit edildiğinde tedavinin seyri bölgesel bir cerrahiden çıkarak tüm vücudu kapsayan medikal onkoloji tedavilerine yönelir.
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Ameliyatı Öncesinde Hastanın Fiziksel Durumu Nasıl Değerlendirilir?
Bir tümörün radyolojik ve anatomik olarak ameliyatla temizlenebilir durumda olması, o hastanın hemen ertesi gün ameliyat masasına alınabileceği anlamına gelmez. Skuamöz hücreli karsinom vakalarının çok büyük bir çoğunluğu, uzun yıllar yoğun sigara kullanımı geçmişine sahip olan bireylerdir. Bu durum hastaların sadece kanserle değil aynı zamanda sigaranın yarattığı kronik bronşit, KOAH, kalp damar tıkanıklıkları ve genel efor kapasitesinde düşüş gibi ek sorunlarla da mücadele ettiği anlamına gelir. Bu sebeple ameliyat öncesi hastanın fizyolojik rezervlerinin çok titiz bir şekilde tartılması gerekir.
Hastanın solunum fonksiyonlarını değerlendirmek için detaylı üfleme testleri yapılır. Bu testlerde hastanın tek bir nefeste zorlu olarak ne kadar hava çıkarabildiği ve ciğerlerine aldığı oksijeni kana ne kadar iyi aktarabildiği ölçülür. Ameliyatta akciğer dokusunun hastalıklı olan belirli bir kısmı çıkarılacağı için, geride kalan sağlıklı akciğer dokusunun hastanın günlük hayatını kimseye bağımlı olmadan sürdürebilmesine yetip yetmeyeceği matematiksel formüllerle tek tek hesaplanır.
Akciğerin bir kısmının alınması, sadece nefes almayı değil aynı zamanda kalbin çalışma dinamiklerini de etkiler. Akciğere giden damar yatağının daralması kalbin sağ tarafının daha fazla güç harcamasını gerektirir. Bu nedenle operasyon öncesinde hastanın kalp grafisi çekilir, ultrasonografi ile kalp kasının kasılma gücü ve kapakçıkları incelenir. Gerekli görülen durumlarda kalbi besleyen damarların durumunu görmek için anjiyo yapılır. Ayrıca hastanın kendi kendine iki kat merdiveni durmadan çıkabilmesi veya düz yolda altı dakika boyunca tempolu yürüyebilmesi gibi basit efor testleri, hastanın ameliyat sonrasındaki zorlu iyileşme sürecini ne kadar rahat atlatabileceği konusunda cerrahlara çok değerli ipuçları verir.
Ön değerlendirme sürecinde dikkat edilen başlıca hususlar şunlardır:
- Solunum fonksiyon testi
- Oksijen aktarım kapasitesi
- Elektrokardiyografi
- Ekokardiyografi
- Efor testi
- Merdiven çıkma testi
- Altı dakika yürüme testi
- Kan tahlilleri
- Böbrek fonksiyonları
- Karaciğer enzimleri
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Tedavisinde Uygulanan Modern Göğüs Cerrahisi Yöntemleri Nelerdir?
Hastalık erken ve bölgesel evrelerde tespit edildiğinde, tedavinin belkemiği ve hastaya tam şifa sunabilecek en güçlü silah cerrahi müdahaledir. Göğüs cerrahisinde asıl amaç tümörü gözle görünmeyen mikroskobik hiçbir hücre kalmayacak şekilde etrafındaki bir miktar sağlam doku ile birlikte genişçe çıkarmak ve o bölgedeki tüm şüpheli lenf bezlerini titizlikle temizlemektir. Tıp teknolojisindeki muazzam ilerlemeler sayesinde, geçmişte göğüs kafesinin genişçe açılmasıyla yapılan bu zorlu ameliyatlar, günümüzde hastayı en az yoracak kapalı yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.
Video yardımlı torakoskopik cerrahi olarak bilinen yöntemde hastanın kaburgalarının arası açılmaz veya kemikler kesilmez. Sadece göğüs yan duvarına açılan bir ila üç adet santimetrelik küçük kesiden içeriye ince, uzun ve ucunda yüksek çözünürlüklü kamera bulunan aletler yerleştirilir. Cerrah, göğüs boşluğunun içini dev ekranlarda devasa boyutlarda görerek işlemi gerçekleştirir. Doku zedelenmesinin çok az olması nedeniyle hastalar ameliyat sonrası çok daha az ağrı hisseder, hastanede kalış süreleri kısalır ve normal hayatlarına çok daha erken dönüş yaparlar.
Bu minimal invaziv anlayışın en üst noktası ise robot yardımlı cerrahidir. Bu sistemde cerrah, hastanın başında değil ameliyathanedeki özel bir konsolun başında oturur. Parmaklarına taktığı sensörler sayesinde, hastanın göğüs boşluğundaki robotik kollar cerrahın el hareketlerini birebir taklit eder. Üç boyutlu derinlik hissi veren kameralar ve insan elinin bilek hareketlerinden çok daha yüksek bir dönüş kabiliyetine sahip olan bu kollar, özellikle kalbe ve büyük damarlara çok yakın olan merkezi bölgelerde çalışırken benzersiz bir güvenlik ve hassasiyet sağlar.
Yapılacak ameliyatın büyüklüğü tümörün yerleşimine göre değişir. Tümör sadece akciğerin tek bir lobunu etkilemişse, sadece o lobun tamamen çıkarılması genel kabul gören standart yöntemdir. Ancak skuamöz hücreli karsinom, doğası gereği genellikle akciğerin ana merkezine çok yakın yerleşir. Bu gibi durumlarda tüm akciğeri feda etmek yerine, cerrahlar çok özel bir terzilik işlemi olan bronş koruyucu ameliyatlar yaparlar. Tümörün yerleştiği ana nefes borusu kısmı kesilerek aradan çıkarılır ve geride kalan temiz nefes borusu ile sağlam akciğer dokusu birbirine dikilerek birleştirilir. Bu sayede hastanın sağlam akciğer dokusu korunmuş olur.
Cerrahi tedavide kullanılan başlıca teknikler şunlardır:
- Video yardımlı cerrahi
- Robotik cerrahi
- Açık ameliyat
- Lobektomi
- Segmentektomi
- Pnömonektomi
- Bronş koruyucu rezeksiyon
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Cerrahisine Ek Olarak Hangi Tıbbi Tedaviler Verilir?
Kanser tedavisinde başarı, tek bir branşın değil onkoloji, radyasyon uzmanları ve göğüs cerrahlarının uyum içinde çalıştığı ortak aklın bir sonucudur. Hastalığın evresine göre cerrahinin etkisini artırmak veya tümörü ameliyata uygun hale getirmek için çok güçlü medikal tedaviler sürece dahil edilir.
Eğer teşhis anında tümör biraz daha ilerlemiş, büyümüş veya çevredeki lenf bezlerine yoğun şekilde tutunmuşsa, hemen ameliyata alınmak yerine önleyici bir tedavi stratejisi izlenir. Hastaya cerrahi öncesinde kemoterapi veya hedefli ışın tedavileri verilerek tümörün küçülmesi, çevresindeki hayati dokulardan uzaklaşması ve ameliyatın teknik olarak daha güvenli hale gelmesi sağlanır. Son yıllarda tıpta adeta çığır açan bağışıklık sistemi güçlendirici ilaçların da ameliyat öncesi döneme eklenmesiyle, tümörlerin bazen tamamen eridiği ve ameliyat başarısının katlanarak arttığı görülmektedir.
Ameliyat başarıyla tamamlanıp hastalıklı doku vücuttan atıldıktan sonra da mücadele bitmez. Çıkarılan dokunun laboratuvarda son derece detaylı bir şekilde incelenmesi neticesinde, gözle görülmeyen mikroskobik hücrelerin kanda veya lenf yollarında dolaşma ihtimali yüksek bulunursa, hastalığın yıllar sonra bile geri dönmesini engellemek için koruyucu tedavilere başlanır. Bu aşamada uygulanan standart ilaç tedavilerine ek olarak modern tıbbın sunduğu yeni nesil bağışıklık ilaçları, hastalara uzun soluklu bir koruma kalkanı sağlayarak tam iyileşme şansını önemli ölçüde artırır.
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Ameliyatı Sonrasında İyileşme Süreci ve Riskler Nelerdir?
Bu kadar kapsamlı ve büyük bir cerrahi müdahalenin ardından başlayan hastane süreci, en az ameliyatın kendisi kadar büyük bir özen ve dikkat gerektirir. Cerrahinin başarısı, hastanın operasyon sonrasındaki dönemi komplikasyonsuz atlatabilmesi ve eski fonksiyonlarına kavuşabilmesi ile doğrudan ilişkilidir. Ameliyattan uyanan hastanın göğüs boşluğunda, içeride biriken fazla sıvıyı ve olası hava sızıntılarını dışarı atmak üzere yerleştirilmiş silikon bir drenaj tüpü bulunur.
İlk günlerde hastaların hissettiği cerrahi ağrı son derece normaldir ve bu ağrı modern ağrı kesici pompalarla çok etkili bir şekilde kontrol altına alınır. Ağrının kontrol edilmesi hayati derecede önemlidir; çünkü ağrısı olmayan hasta rahatça öksürebilir, derin nefes alabilir ve yataktan kalkıp yürüyebilir. Eğitici solunum cihazları kullanılarak akciğerlere sürekli hava çekilmesi, ameliyat sonrası en çok korkulan durumlardan biri olan geride kalan akciğerin sönmesini önlemenin tek yoludur.
İyileşme sürecinde bazı hastalarda, ameliyat bölgesinden dışarıya birkaç gün sürebilen hafif hava kaçakları olabilir. Bu durum genellikle göğüs tüpü sayesinde kendiliğinden iyileşir ve tüp birkaç gün içinde çekilir. Ancak nadir durumlarda, özellikle akciğer dokusu daha önceden KOAH veya amfizem nedeniyle çok yıpranmış olan hastalarda, hava kaçağı uzayabilir, tüpün kalış süresi uzayabilir veya bazen içeride istenmeyen kanamalar ve enfeksiyonlar gelişebilir. Tüm bu süreç hekimler ve hemşireler tarafından saat başı takip edilerek anında müdahale edilir.
İyileşme sürecinde karşılaşılabilecek durumlar şunlardır:
- Akciğer sönmesi
- Uzamış hava kaçağı
- Kanama
- Ritim bozukluğu
- Enfeksiyon
- Ağrı
- Yorgunluk
Akciğerde Skuamöz Hücreli Karsinom Tedavisi Sonrası Takip Süreci Nasıl İşler?
Ameliyat ve gereken tüm ek tıbbi tedaviler tamamlandıktan sonra hasta, göğüs cerrahisi ve onkoloji ekiplerinin hayat boyu sürecek sıkı takibi altına girer. Akciğer kanserinde elde edilen başarıyı korumanın tek yolu, düzenli kontrolleri hiçbir şekilde aksatmamaktan geçer. Hastalığın tedaviye rağmen yeniden ortaya çıkma riskinin istatistiksel olarak en yüksek olduğu dönem, tedavinin bitimini takip eden ilk iki yıldır.
Bu kritik iki yıllık süreçte hastalar, genellikle üç veya altı aylık periyotlarla hastaneye çağrılır. Her bir kontrolde hastanın genel muayenesi yapılır, kan değerlerine bakılır ve akciğerlerin son durumunu gösteren detaylı tomografi çekimleri incelenir. Herhangi bir şüpheli alanda büyüme veya farklılaşma tespit edilirse, vakit kaybetmeden daha ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulur. İki yıllık riskli süreç sorunsuz bir şekilde atlatıldıktan sonra ise, hasta hayatının geri kalanında yılda en az bir kez rutin kontrollerine devam eder. Bu uzun ve sabır gerektiren yolculukta hastanın üzerine düşen en büyük görev; tütün ve türevlerini hayatından kesinlikle ve tamamen çıkarması, beslenmesine dikkat etmesi ve verilen solunum egzersizlerini yaşamının bir parçası haline getirmesidir.

Prof. Dr. Alper Fındıkcıoğlu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup göğüs cerrahisi ihtisasını Dr. Siyami Ersek Hastanesi’nde tamamlamıştır. Akademik kariyerine 2005 yılında Başkent Üniversitesi’nde başlamış; 2014’te doçent, 2022’de profesör unvanını almıştır. Akciğer kanseri, göğüs duvarı hastalıkları ve minimal invaziv cerrahi konularında geniş deneyime sahiptir. 2024 yılından itibaren mesleki çalışmalarını Acıbadem Hastanesi’nde sürdürmektedir.

