Karsinom, epitel dokudan kaynaklanan ve insanlarda en sık görülen malign tümör grubunu tanımlayan bir kanser türüdür. Cilt, akciğer, meme, prostat ve kolon gibi birçok organda gelişebilir. Hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşur ve çevre dokulara invazyon ile metastaz potansiyeli gösterir.

Karsinom türleri, tümörün geliştiği epitel hücre tipine ve bulunduğu organa göre sınıflandırılır. En yaygın alt tipler arasında skuamöz hücreli karsinom, adenokarsinom ve bazal hücreli karsinom yer alır. Her alt tip farklı biyolojik davranış, yayılım hızı ve klinik prognoz özellikleri gösterebilir.

Karsinom tedavisi, tümörün tipi, evresi, yerleşimi ve hastanın genel sağlık durumuna göre planlanan multidisipliner bir yaklaşımı içerir. Cerrahi rezeksiyon, kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi yöntemleri sıklıkla kullanılan tedavi seçenekleri arasında bulunur.

Karsinom tanı ve risk faktörleri, hastalığın erken saptanması ve prognozun iyileştirilmesi açısından önem taşır. Tütün kullanımı, kronik inflamasyon, genetik yatkınlık, çevresel karsinojenler ve bazı viral enfeksiyonlar risk faktörleri arasında kabul edilir. Tanı genellikle biyopsi ve görüntüleme yöntemleriyle doğrulanır.

Karsinom Nedir? Bilgi
Tanım Karsinom, epitel hücrelerinden kaynaklanan kötü huylu (malign) tümör türüdür. Kanserlerin büyük çoğunluğunu oluşturur.
Gelişim Yeri Cilt, akciğer, meme, mide, bağırsak, prostat gibi epitel dokulara sahip organlarda gelişebilir.
Nedenleri Uzun süreli güneşe maruz kalma, sigara, alkol, genetik yatkınlık, viral enfeksiyonlar (ör. HPV, HBV, HCV), kimyasal maddelere maruziyet.
Belirtiler Türe bağlı olarak değişkenlik gösterir. Kitle, ciltte yara, kanama, kilo kaybı, halsizlik gibi bulgular olabilir.
Teşhis Yöntemleri Biyopsi, görüntüleme yöntemleri (BT, MR, PET), laboratuvar testleri ile tanı konur.
Seyir ve Prognoz Türüne, evresine ve tedaviye yanıtına bağlı olarak değişir. Erken tanı hayati öneme sahiptir.
Ayırıcı Özellik Sarkomlardan farklı olarak epitel hücre kökenlidir; bu nedenle tedavi ve seyir özellikleri de farklılık gösterir.

Hücresel Düzeyde Karsinom Nasıl Gelişir ve Tetikleyicileri Nelerdir?

Normalde sağlıklı bir vücutta her hücrenin belirli ve düzenli bir yaşam döngüsü vardır. Zamanı gelen hücre programlı bir şekilde ölür ve dokunun yenilenmesi için yerine yenisi yapılır. Bu kusursuz işleyen sistem, hücrenin çekirdeğinde bulunan DNA tarafından çok sıkı bir şekilde yönetilir. Ancak hücreler tütün ürünleri, asbest lifleri, yoğun hava kirliliği, radyasyon veya kimyasal maddeler gibi dış kaynaklı zararlı etkenlere uzun süre maruz kaldığında bu denge yavaş yavaş bozulmaya başlar.

Vücut, akciğerlerdeki veya solunum yollarındaki bu kronik tahribatı onarmak için aralıksız bir iltihaplanma ve iyileşme döngüsüne girer. Doku sürekli olarak kendini yenilemeye çalışırken, çok hızlı bölünen hücrelerin genetik şifresinde kopyalama hataları, yani mutasyonlar meydana gelir. Zamanla biriken bu hatalar sonucunda normal bir hücre; büyüme ve durma sinyallerine karşı duyarsızlaşan, ne zaman öleceğini unutan ve sadece çoğalmaya odaklanan asi bir yapıya, yani karsinom hücresine dönüşür. Dolayısıyla karsinom, bir gecede ortaya çıkan bir durumdan ziyade, hücresel düzeydeki savunma ve onarım mekanizmalarının yıllar süren yıpratıcı bir mücadelenin ardından iflas etmesi sürecidir.

Göğüs Boşluğunda En Sık Karşılaşılan Karsinom Türleri Nelerdir?

Göğüs cerrahisi pratiğinde karşılaşılan karsinomların çok büyük bir çoğunluğunu akciğer kaynaklı tümörler oluşturmaktadır. Kendi içinde biyolojik olarak son derece farklı davranışlar sergileyen akciğer kanserleri, hücresel özelliklerine göre temel olarak iki ana gruba ayrılarak incelenir. Bu ayrım, tümörün vücuttaki yayılma hızını, karakterini ve cerrahi tedaviye vereceği yanıtı belirlediği için son derece kritiktir.

Bu gruplardan ilki ve en sık görüleni Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri grubudur. Bu grup, cerrahi müdahalenin en sık ve en başarılı şekilde uygulandığı, nispeten daha yavaş seyirli karsinomları içerir. Kendi içinde de farklı alt dalları vardır. Örneğin adenokarsinomlar, genellikle akciğerin dış kısımlarına yerleşen ve salgı üreten hücrelerden kaynaklanan, hiç sigara içmemiş bireylerde bile görülebilen bir türdür. Skuamöz hücreli karsinomlar ise tam aksine daha çok akciğerin merkezindeki ana hava yollarında ortaya çıkar ve tütün kullanımıyla son derece güçlü, doğrudan bir bağlantısı bulunur. İkinci ana grup olan Küçük Hücreli Akciğer Kanseri ise hücrelerin mikroskop altında çok küçük göründüğü, son derece hızlı büyüyen ve çok erken evrelerde bile vücudun diğer bölgelerine yayılma eğiliminde olan agresif bir türdür.

Akciğer Karsinomu Hangi Belirtilerle Ortaya Çıkar?

Karsinom dokusu akciğer içinde büyümeye başladığında uzun bir süre hiçbir belirti vermeden sinsice ilerleyebilir. Akciğer dokusunun kendi içinde ağrı sinirleri bulunmadığı için tümör oldukça büyük boyutlara ulaşana kadar kişi hiçbir rahatsızlık hissetmeyebilir. Ancak tümör hava yollarını tıkamaya başladığında, etraftaki zarlara veya sinirlere baskı yaptığında çeşitli uyarı işaretleri ortaya çıkar.

Klinik değerlendirmelerde en sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:

  • Geçmeyen öksürük
  • Kanlı balgam
  • Göğüs ağrısı
  • Nefes darlığı
  • Hırıltılı solunum
  • Ses kısıklığı
  • İştahsızlık
  • Açıklanamayan kilo kaybı

Timoma ve Timik Karsinom Arasındaki Biyolojik Farklar Nelerdir?

Göğüs kafesinin ön kısmında, iman tahtası olarak bilinen kemiğin hemen arkasında mediasten adı verilen bir boşluk bulunur. Bu bölgede yer alan timus bezi, bağışıklık sistemimizin gelişimi için özellikle çocukluk çağında hayati bir işleve sahiptir. Yetişkinlik döneminde bu bez küçülüp yağ dokusuna dönüşse de içinde kalan epitelyal hücrelerden zamanla tümörler gelişebilir. Bu bölgedeki karsinom yapılarına genel olarak Timoma veya Timik Karsinom adını veriyoruz.

Timomalar genellikle çok yavaş büyüyen, etrafındaki dokulara saldırma ve zarar verme eğilimi düşük olan bir kapsül içinde kalan iyi huyluya yakın kitlelerdir. Çoğu zaman hastada hiçbir belirti vermezler ve başka bir sağlık sorunu için çekilen tomografilerde tamamen tesadüfen saptanırlar. Ancak timik karsinomlar yapısal olarak timomalara göre çok daha saldırgan bir genetiğe sahiptir. Bu karsinom türü akciğer veya baş-boyun kanserlerine benzer şekilde çok hızlı bir biçimde büyür, etrafındaki ana kalp damarlarına yapışır ve hızla vücuda yayılır. Bu nedenle timus bezinden kaynaklanan hastalıkların yönetiminde hücrenin tam türünün belirlenmesi büyük bir hassasiyet gerektirir.

Karsinom Şüphesi Durumunda Doğru Evreleme Neden Hayati Önem Taşır?

Bir karsinom teşhisi konulduğunda yapılacak ilk ve en önemli adım, tümörün vücuttaki yaygınlık derecesini net bir şekilde ortaya koymaktır. Tıpta “evreleme” olarak adlandırdığımız bu süreç hastanın anatomik olarak ağır bir cerrahi müdahaleyi kaldırıp kaldıramayacağının ve bu ameliyattan gerçekten fayda görüp görmeyeceğinin belirlenmesi için kusursuz bir şekilde yapılmalıdır.

Evreleme sürecinde tümörün kendi büyüklüğü, kalbe, göğüs duvarına veya büyük damarlara ne kadar yakın olduğu incelenir. Ayrıca tümörden kopan hücrelerin iki akciğer arasındaki lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığı titizlikle araştırılır. Erken teşhis edilen ve henüz başlangıç noktasının dışına taşmamış tümörlerde cerrahi tedavi hastalığı tamamen vücuttan silme potansiyeline sahiptir. Ancak karsinom hücreleri çoktan karaciğer, kemik veya beyin gibi uzak organlara ulaşmışsa, bu durumda cerrahinin yerini tüm vücuda etki edecek akıllı ilaçlar veya kemoterapi tedavileri almaktadır.

PET-CT Taraması Karsinom Tanısında Nasıl Bir Rol Oynar?

Karsinom şüphesi olan bir hastada tanı süreci öncelikle yüksek çözünürlüklü ve kontrastlı bir bilgisayarlı tomografi ile başlar. Tomografi bize tümörün nerede olduğunu, boyutlarını ve etrafındaki organlarla anatomik ilişkisini gösteren mükemmel bir harita sunar. Ancak tomografi görüntüsü, gördüğümüz o kitlenin veya büyümüş bir lenf bezinin içinde gerçekten canlı, aktif kanser hücreleri olup olmadığını bize söyleyemez. İşte tam bu anatomik sınırlamanın başladığı noktada devreye hücresel metabolizmayı gösteren Pozitron Emisyon Tomografisi girer.

Kanser hücreleri, kontrolsüz ve çok hızlı bir şekilde çoğaldıkları için normal sağlıklı hücrelere kıyasla çok daha fazla enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu enerji ihtiyacını da kandaki şekeri hızla tüketerek karşılarlar. PET-CT çekimi öncesinde hastaya damar yoluyla çok düşük dozda, radyoaktif olarak işaretlenmiş bir şeker solüsyonu verilir. Bu işaretli şeker, vücutta karsinom hücresi varsa doğrudan o bölgede toplanır ve cihazda parlak bir sinyal oluşturur. PET-CT sayesinde tümörün biyolojik olarak ne kadar agresif olduğunu anlar, ayrıca hastalığın vücudun herhangi bir yerinde sinsi bir metastaz yapıp yapmadığını tek bir taramayla çok yüksek bir doğruluk payıyla tespit ederiz.

EBUS Yöntemi Karsinom Karar Sürecini Nasıl Etkiler?

Akciğer kaynaklı bir karsinomda hastanın doğrudan ameliyata alınıp alınmayacağını belirleyen en kritik eşik, kanser hücrelerinin iki akciğerin arasında kalan bölgedeki (mediasten) lenf bezlerine ulaşıp ulaşmadığıdır. Eğer bu lenf bezlerinde canlı kanser hücresi varsa, modern tıp yaklaşımı gereği hastaya önce ilaç tedavisi uygulanması ve cerrahinin daha sonraya bırakılması gerekir. Bu nedenle o lenf bezlerinden mutlaka doku örneği alınmalıdır.

Geçmiş yıllarda bu lenf bezlerine ulaşmak için boyun bölgesinden kesi yapılarak girilen, genel anestezi gerektiren ve nispeten zorlu cerrahi işlemler uygulanırdı. Ancak günümüzde bu işlemlerin yerini büyük ölçüde Endobronşiyal Ultrasonografi (EBUS) adı verilen kapalı teknoloji almıştır. EBUS, ucunda minyatür bir ultrason probu bulunan ince ve bükülebilir bir kameradır. Hasta hafifçe uyutularak sakinleştirildikten sonra ağız yoluyla hava yollarına girilir. Hava yollarının duvarından dışarıdaki lenf bezleri ultrasonla net bir şekilde görülür ve özel ince bir iğne yardımıyla bu bezlerden hücre örnekleri toplanır. Dışarıdan hiçbir kesi yapılmayan, son derece güvenilir olan bu yöntemle karsinomun cerrahi planlaması kesinleşmiş olur.

Akciğer Karsinomu Ameliyatlarında Hangi Cerrahi Seçenekler Bulunur?

Erken evrede yakalanmış karsinomlarda, hastalıklı dokunun cerrahi olarak vücuttan tamamen, güvenli sınırlarla uzaklaştırılması en temel ve en etkili tedavi yaklaşımıdır. Ancak her hastanın solunum kapasitesi ve tümörün yerleşimi farklı olduğu için cerrahi stratejiler hastaya özel olarak belirlenir. Ameliyat öncesi yapılan detaylı nefes testleri ile geride kalacak akciğerin hastaya rahat bir ömür sunacağından emin olunur.

Akciğerin içindeki karsinomun tamamen temizlenmesi için uygulanan başlıca cerrahi yöntemler şunlardır:

  • Lobektomi
  • Segmentektomi
  • Wedge rezeksiyon
  • Pnömonektomi

Lobektomi, sağ akciğerdeki üç veya sol akciğerdeki iki ana parçadan (lob) birinin, tümörle birlikte tamamen çıkarılmasıdır ve onkolojik açıdan altın standart kabul edilir. Ancak tümör çok küçükse ve hastanın nefes kapasitesi kısıtlıysa, lobun tamamı yerine sadece tümörün bulunduğu küçük alt birimlerin çıkarıldığı segmentektomi adı verilen daha koruyucu işlemler de tercih edilebilmektedir.

Kapalı Ameliyat Olarak Bilinen VATS Karsinom Tedavisinde Neden Avantajlıdır?

Eskiden göğüs cerrahisi ameliyatları, kaburgaların arasının özel aletlerle genişçe açıldığı, cerrahi sonrası süreçte hastalara ciddi ağrılar yaşatabilen açık ameliyat yöntemleriyle yapılırdı. Tıp teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde günümüzde bu zorlu sürecin yerini “Video Yardımlı Torakoskopik Cerrahi” olarak bilinen VATS teknolojisi almıştır.

VATS yönteminde göğüs kafesi genişçe açılmaz. Bunun yerine kaburgaların arasından açılan bir veya birkaç küçük delikten (port) yüksek çözünürlüklü ince kameralar ve özel tasarlanmış uzun cerrahi aletler içeri gönderilir. Cerrah işlemi içeriden gelen net görüntüleri büyük ekranlarda izleyerek gerçekleştirir.

Bu minimal invaziv tekniğin hastalara sağladığı temel avantajlar şunlardır:

  • Azalmış ameliyat ağrısı
  • Kısalmış hastanede yatış süresi
  • Hızlı günlük hayata dönüş
  • Düşük enfeksiyon riski
  • Korunmuş bağışıklık sistemi
  • Küçük estetik yara izi

Robotik Göğüs Cerrahisi Karsinom Tedavisinde Ne Gibi Yenilikler Sunar?

Kapalı cerrahinin geldiği son teknolojik aşama ise Robotik Yardımlı Göğüs Cerrahisi’dir. Bu sistemde, hastanın göğüs kafesine yerleştirilen kamera ve cerrahi aletler doğrudan gelişmiş bir robotun kollarına entegre edilir. Cerrah steril alanın hemen dışındaki bir konsola oturarak parmak hareketleriyle bu robotik kolları kusursuz bir hassasiyetle yönetir.

Robotik cerrahi sistemlerinin göğüs boşluğundaki karsinomlar için sunduğu en büyük devrim, cerraha sağladığı yüksek teknolojili derinlik hissidir. Kamera insan gözünün algılayamayacağı kadar net, büyütülmüş ve gerçek 3 boyutlu bir görüş alanı sağlar. Robotun kollarının ucundaki aletler ise insan bileğinin hareket kabiliyetini çok aşan, kendi ekseni etrafında 540 derece dönebilen ve asla titremeyen teknolojik bir tasarıma sahiptir. Kalbin hemen arkasındaki dar alanlarda bulunan veya büyük damarlara sıkıca yapışmış zorlu tümörlerin çevresinde çalışırken bu robotik hassasiyet hem ameliyatın güvenliğini artırır hem de karsinom hücrelerinin eksiksiz temizlenmesini kolaylaştırır.

Akciğer Zarı Karsinomu Olan Mezotelyoma Nasıl Tedavi Edilir?

Halk arasında asbest maruziyetiyle yakından bilinen Malign Plevral Mezotelyoma, akciğeri dıştan ince bir kılıf gibi saran plevra zarının karsinomudur. Bu hastalıkta hücreler akciğerin etrafında kalın bir zırh oluşturur, göğüs boşluğunda sürekli olarak iltihaplı bir sıvı birikmesine yol açar ve akciğerin nefes alıp verirken genişlemesini engeller.

Mezotelyoma cerrahisi diğer akciğer karsinomlarından oldukça farklı ve zorlu bir süreçtir. Erken teşhis edilen vakalarda akciğer dokusunun kendisi korunmaya çalışılarak sadece hastalıklı olan kalınlaşmış zarların tümüyle soyularak çıkarıldığı yöntemler tercih edilir. Ancak hastalık daha derinlere işlemişse, bazen akciğerin tamamının, akciğer zarıyla, hatta kalbin dış zarı ve diyafram kasıyla birlikte bütün halinde çıkarılması gibi çok daha büyük ve radikal operasyonlar gerekebilir. Bu hastalıkta sadece cerrahi yeterli olmaz; tedavi mutlaka sıcak kemoterapi uygulamaları ve hedefe yönelik radyoterapi ile desteklenerek güçlü bir onkolojik savunma hattı kurulur.

Yemek Borusu Karsinomu Cerrahisi Hangi Yöntemlerle Gerçekleştirilir?

Sindirim sisteminin başlangıç noktası olan yemek borusunda (özofagus) gelişen karsinomlar, anatomik yapıları gereği hem boyun, hem göğüs hem de karın boşluğunu ilgilendiren oldukça karmaşık hastalıklardır. Yemek borusunda ilerleyen bir tümör, hastanın su içmesini bile zorlaştıracak derecede yutkunma güçlüklerine neden olabilir.

Yemek borusu karsinomunun cerrahi tedavisi genellikle hastalıklı boru kısmının çıkarılmasını ve mideden yeni bir tüp yapılarak bu tüpün göğüs boşluğuna veya boyna kadar çekilip sağlam kısımla birleştirilmesini içerir. Geçmişte bu işlemler için hastanın hem karnında hem de sırtında çok büyük kesiler yapılırdı. Bugün ise gelişmiş kapalı cerrahi yöntemler sayesinde karın içindeki işlemler laparoskopik (karından kamera ile girilerek), göğüs içindeki işlemler ise VATS veya robotik yöntemlerle yapılarak hastaların bu büyük ameliyatları çok daha konforlu ve güvenli bir şekilde atlatması sağlanmaktadır.

İmmünoterapi Akciğer Karsinomu Tedavisini Nasıl Değiştirmiştir?

Son yıllarda karsinom tedavisinde ezberleri bozan en büyük bilimsel gelişme hiç şüphesiz immünoterapi ilaçlarının kullanıma girmesidir. Normal şartlarda vücudumuzdaki bağışıklık hücreleri karsinom hücrelerini tespit edip yok edebilecek güce sahiptir. Ancak karsinom hücreleri adeta görünmezlik pelerini giyerek bağışıklık sisteminden saklanmayı öğrenirler.

İmmünoterapi ilaçları kanser hücrelerinin giydiği bu görünmezlik pelerinini ortadan kaldırır. Böylece hastanın kendi savunma hücreleri tümörü yeniden fark eder ve ona saldırmaya başlar. Özellikle ameliyat öncesi dönemde (neoadjuvan olarak) verilen immünoterapi ve kemoterapi kombinasyonları, tümörleri şaşırtıcı bir hızla küçültmekte, lenf bezlerindeki sıçramaları temizlemektedir. Birçok hastada karsinom dokusu ameliyat öncesinde eriyip kaybolma noktasına gelmektedir. Bu durum daha önce cerrahi olarak çıkarılamaz denilen hastaları bile ameliyat edilebilir hale getirmekte ve yaşam sürelerini büyük ölçüde uzatmaktadır.

Karsinom Tedavisinde Multidisipliner Konsey Neden Kesinlikle Gereklidir?

Karsinomlar son derece değişken, karmaşık ve kişiden kişiye bambaşka biyolojik özellikler gösteren hastalıklardır. Bu nedenle modern tıbbi yaklaşımda göğüs karsinomlarının yönetimi ve tedavi kararları asla tek bir hekimin inisiyatifine bırakılmaz. Her hasta için en doğru karar, tıp literatüründe Multidisipliner Tümör Konseyi olarak adlandırılan geniş katılımlı bilimsel kurullarda alınır.

Bu kurulların temel amacı, hastanın çekilen her filmini, alınan her biyopsi sonucunu ve genetik moleküler analizlerini ortak bir akılla değerlendirerek kişiye tamamen özel bir tedavi planı oluşturmaktır.

Konseyde karar mekanizmasını oluşturan uzmanlar şunlardır:

  • Göğüs cerrahisi uzmanları
  • Medikal onkoloji uzmanları
  • Radyasyon onkolojisi uzmanları
  • Radyoloji uzmanları
  • Tıbbi patoloji uzmanları
  • Nükleer tıp uzmanları

Sıkça sorulan sorular

Karsinom, vücudun iç ve dış yüzeylerini kaplayan epitel hücrelerinden kaynaklanan bir kanser türüdür. Meme, akciğer, kolon ve cilt gibi birçok organda görülebilir ve tüm kanserlerin büyük bölümünü oluşturur.
Belirtiler kanserin yerleşim yerine bağlı olarak farklılık gösterir. Açıklanamayan kilo kaybı, uzun süren ağrı, kanama, öksürük veya bağırsak alışkanlıklarında değişiklik gibi bulgular görülebilir.
Bazal hücreli karsinom genellikle yavaş büyür ve nadiren yayılır. Skuamöz hücreli karsinom ise çevre dokulara ve bazı durumlarda lenf düğümlerine yayılma potansiyeline sahip daha agresif bir seyir gösterebilir.
Sigara kullanımı, güneş ışınlarına aşırı maruz kalma, kronik enfeksiyonlar, aile öyküsü ve bazı kimyasal maddeler karsinom riskini artırabilir. Genetik yatkınlık ile çevresel faktörlerin birlikte etkisi önemlidir.
Biyopsi sırasında alınan doku örneği mikroskop altında incelenerek hücrelerin yapısı değerlendirilir. Bu yöntem, kanser tanısının doğrulanmasını ve tümörün özelliklerinin belirlenmesini sağlayan temel incelemedir.
Kanserin evresi tümörün boyutunu ve yayılım derecesini gösterir. Erken evrelerde cerrahi tedavi yeterli olabilirken, ileri evrelerde kemoterapi, radyoterapi veya hedefe yönelik tedaviler de gerekebilir.
Tedavi seçimi tümörün türüne, evresine ve hastanın genel sağlık durumuna göre belirlenir. Cerrahi tümörün çıkarılmasını hedeflerken kemoterapi ve radyoterapi kalan kanser hücrelerini kontrol etmeyi amaçlayabilir.
İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücreleriyle mücadele etmesini destekleyen bir tedavi yöntemidir. Bazı ileri evre veya belirli biyolojik özelliklere sahip karsinom türlerinde etkili sonuçlar sağlayabilir.
Tedavi sonrası kontroller, olası nükslerin erken dönemde tespit edilmesine yardımcı olur. Düzenli muayeneler, görüntüleme yöntemleri ve laboratuvar testleri sayesinde uzun dönem sağlık durumu yakından izlenebilir.
Sigaradan uzak durmak, güneşten korunmak, dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve önerilen kanser taramalarına katılmak karsinom riskinin azaltılmasına katkı sağlayabilecek önemli koruyucu adımlardır.
Güncellenme Tarihi: 12.10.2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now Button